Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Cuma Meclisi  |  Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın
1218 defa okundu
05 Aralık 2017 Salı - 14:30
A1
A2
A3
A4
Cuma Meclisi  |  Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın

Şu an yeryüzünde dikkat çekici biçimde yaşanan olaylara tarih ufkundan bakanlar, yaklaşık yirmi yıldır dünyanın ciddi bir strese girdiğini, bu stresin bir savaşa dönüşme ihtimali olduğunu söyleyip duruyordu.

Habere Ait Resimlerini Görmek İçin Tıklayınız

Günümüzde yaşadığımız şu meşum olaylar anbean geliyordu yani. Gündelik olayların gürültüsünde boğulmayıp olaylara geniş açıdan bakmayı bilenler için şu an yaşanan hiçbir şey sürpriz değil. Tarihi olayları okumayı bilenler için, öngörüldüğü gibi, dünyada ciddi bir gerilim birikti ve bu gerilim bizim hemen yanıbaşımızda, Ortadoğu’da patlak verdi.

Ortadoğu karışık şimdi. Dünya üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören tüm devletler ya kendileri ya da vekilleri aracılığıyla Ortadoğu’da pay kapma yarışındalar. Olan, çilekeş coğrafyaya oluyor yine. Kan ve gözyaşı bir sel olup akıyor yine bu kadim coğrafyada.

Hiçbir olay nedensiz değildir

Peki, bu olaylar durup dururken mi oluyor? Bu olayların ortaya çıkışında da bir sistem, bir mekanik var mı? Bunlar bilinirse olayların gidişatı okunabilir, tarih bizim lehimize yazılabilir mi? Kışkırtıcı sorular bunlar. Bu soruların tümünün yanıtı ‘Evet’ aslında. Bunun için ciddi bir tarih okuru olmak, tarihi olayların sistematiğini kavramak yeterli.

İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın da bu olaylara kafa yorup bu mekaniği anlamaya çalışan ve bu şekilde önümüzdeki yıllarda dünyanın alacağı şekli öngörmeye çalışan bir akademisyen. Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel etkinliği olan Cuma Meclisi’ne, 9 Aralık Cuma akşamı “Trump Sonrası Dünya Siyaseti ve Türkiye’nin Dış Politika Stratejisi” konulu sohbetiyle konuk olan Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın, konuya dair düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle.

Hasan Basri Yalçın, konuya hâkim bir akademisyene yaraşır bilimsel derinlikte sundu sohbetini. Anlattıkları, eskilerin ‘efradını cami, ağyarını mani’ dedikleri türdendi. Kafalarda soru işareti kalmadı dense yeridir.

Huzursuz bir ülke olduk

“Huzursuzuz son beş yıldır. Bunun sebeplerine hâlâ kafa yoruyoruz. Baktığımızda, AB ve ABD ile de sorun yaşıyoruz. Hemen yanıbaşımızda, Suriye ve Irak’ta ülkemizi tehdit edecek küçük şehir devletleri kurulmak isteniyor. Kısacası, içinde bulunduğumuz coğrafya ciddi olarak huzursuz. Bu olayları neye yormalı? Bunların sebepleri neler?” diye başladı sohbetine Hasan Basri Yalçın. “Bana göre bu olaylar, uluslararası sistemin yaşadığı sorunlardan bağımsız değildir. Türkiye’nin bu sorunlardan fazla etkilenmesinin sebebi, aynı zamanda içinde bir sistem sorunu yaşamasıdır. Yani sistemini oturtmuş ülkeler bir türbülans yaşarken Türkiye içte ve dışta ayrı ayrı olmak üzere iki farklı türbülans yaşıyor.” sözleriyle olaylara bakış açısını ortaya koyan Yalçın, Türkiye’nin iç türbülansını, son yıllardaki olaylar üzerinden açıklamaya başladı daha sonra.

Türkiye’nin uzun yürüyüşü

2003 yılına kadar ayağındaki prangalardan kurtulamayan bir ülke görüntüsü veren Türkiye’nin, bu tarihten sonra kendisine farklı bir yol çizmeye başladığını söyleyen Hasan Basri Yalçın, bu yürüyüş sürecini şöyle anlattı: “2003 yılından sonra yavaş yavaş kendini toparlamaya başlayan Türkiye, 2010-2011 yılına kadar dünyanın imrenerek baktığı bir ülke oldu. Bu dönemde hem Türkiye hem de Erdoğan, tüm dünyada çok prestijliydi. Özellikle iç politikada Erdoğan’ın, dış politikada Davutoğlu’nun hamleleri tüm dünyanın gündemindeydi. Ayağındaki prangadan kurtulan Türkiye, sadece AB ve ABD’ye değil, Asya ve Avrupa’ya da yeni kapılar açıyordu. Türkiye’nin temel stratejisi Türkiye’nin köprü ülke değil, dünyanın merkez ülkelerinden biri olması üzerine kuruluydu. Bu, elbette ki büyük bir dış politika değişikliğiydi. O güne kadar korku üzerine inşa edilmiş dış politika, artık korkudan uzaklaşmış, yerini ‘heves’e (Önemli not: Ahmet Davutoğlu’nun öğrencisi olan konuşmacı, buradaki heves sözcüğünün yanlış anlaşılmaması gerektiğini, bu sözcüğe olumsuz ve alaycı bir anlam yüklemediğini, bu politikayı anlatmaya yarayan uygun kelime o olduğu için kullanıldığını özellikle belirtti. A. S.) dayalı bir politikaya bırakmıştı. Çünkü soğuk savaşa dayalı politika, Sovyetlerin dağılmasından sonra çökmüştü ve yeni bir politika inşası gerekiyordu. Davutoğlu ile bu politika değişti ve Türkiye dünyanın merkez ülkelerinden biri olma yolunda adımlar atmaya devam etti. Her şey iyi gidiyordu. Ne zaman ki Arap Baharı başladı, her şey değişmeye başladı.”

Arap Baharı, kırılma noktası oldu

Hasan Basri Yalçın, Türkiye’nin uzun yürüyüşündeki kırılmayı şu sözlerle anlattı sonra: “Arap Baharı ile birlikte Türkiye sorunlar yaşamaya başladı. Bunu herkes farklı şekilde yorumluyor. Bana göre olayların bu şekilde gerçekleşmesi, ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesiyle ilgili. Çünkü ABD’nin varlığı, bölgede bir düzen kurmayı beraberinde getiriyordu. ABD’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte bölgede bir güç boşluğu oluştu. Bu boşluğu doldurmak isteyen birçok ülke ortaya çıktığı gibi, ABD bölgede olduğu için ötelenen stresler ve düşmanlıklar, düzen sağlayıcı o otoritenin ortadan çekilmesi ve zımnen bir şeye karışmayacağını ilan etmesiyle birlikte, ortaya çıkmaya başladı. Konjonktür de benim bu görüşümü destekler aslında. Türkiye’nin yükselmeye başlaması ile ABD’nin Irak’a girişi aynı zamandadır. ABD, düzen sağlayıcı bir otorite olarak bölgeye gelmiştir ve o bölgede olduğu için de hiç kimse bir şey yapmaya cesaret edememiştir. Bu da görece bir huzur ortamı doğurmuştur. İşte bu huzur ortamını iyi kullanan Türkiye, yükselmeye başladı.”

Türkiye’de hükümet değil, sistem değişiyor

Türkiye’nin, Ortadoğu coğrafyasının ve dünyanın o anki görünüşünü bu şekilde resmeden Hasan Basri Yalçın, Türkiye’nin içinde yaşanan olayları da şöyle anlattı: “O yıllarda Türkiye’nin içinde müthiş bir sosyo-ekonomik değişim yaşandı. Bilmem farkında mısınız, Tayyip Erdoğan’a kadar Türkiye’de iki sınıf insan vardı: Vatandaşlar ve memurlar. Memurlar ülkeyi yönetir, vatandaşlar da yönetilirdi. Devleti yöneten herkes, Menderes hariç, öyledir. Zaten Menderes’i de astılar. Türkiye’yi kuran ekip de, daha sonra yönetenler de hep memurdu. Bu, Fatih Sultan Mehmet zamanından beri böyledir. Devlet ve sistem güçlü olduğu zaman bu durum sorun çıkarmadı ama sistem zayıflamaya başladığı zaman ülkede bir ‘bürokratlar iktidarı’ ortaya çıkmaya başladı. Bu durum ilk kez Tayyip Erdoğan’la değişti. Tayyip Erdoğan, bürokrasiden değil ‘vatandaş’tan biridir. Tam da bu yüzden, vatandaş, 15 Temmuz rezil darbe kalkışmasında Tayyip Erdoğan’ı ölümüne desteklemiştir. Çünkü Tayyip Erdoğan, kendilerinden biridir. Şunun farkında olmak gerekir: Türkiye’de artık hükümet değişikliği değil, sistem değişikliği yaşanıyor. Artık vatandaş kendi memurunu, kendi sermayesini (MÜSİAD), kendi sosyolojisini üretti. Tam anlamıyla yapamadığı tek şey, medya alanında. Onu da hallettiği zaman sistemini tam olarak kurmuş olacak.”

ABD de, askeri ve fiziki olarak çekildiği yerlerde kendisine vekiller bırakmak istiyor

Türkiye’nin olayları sert şekilde yaşamasını ülkedeki sistem değişikliğiyle açıklayan Hasan Basri Yalçın, bölgedeki olayların yaşanmasının sebebini de “Dünyadaki türbülansın sebebi ise Obama yönetimindeki ABD’nin, kendisi için çok maliyetli olan ‘Dünya jandarmalığı’ndan çekilmesiyle açıklanır. ABD’nin dünyada ve Ortadoğu’da oyun kurucu/düzen sağlayıcı bir güç olmaktan çekilmesiyle, dünyada kurulan bu düzen sarsılmaya başladı. Ortada düzen kuran bir güç olmadığında, devletlerin hayat hakları da, sınırları da, ticaret yolları da risk altındadır. Bir boşluk ortaya çıkar ve kendilerini güçlü hissedenler o boşluğu doldurmaya talip olur. Bu ise önce stres üretir, sonra da sıcak çatışmalara yol açar. Şu anda dünyada yaşanan da tam olarak budur. ABD, sahneden çekilmiştir. Onun çekilmesiyle her yerde bir boşluk ortaya çıkmıştır ve bu boşluğu doldurmaya talip olan devletler ortaya çıkmıştır.

Türkiye de bu boşluğun ortaya çıkardığı güvensiz ortamın sarsıntılarını yaşıyor. Bölgenin güçlü ülkeleri, bölgede söz sahibi olacak bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını istemiyorlar ve onu durdurmaya çalışıyorlar. Öte yandan ABD de, askeri ve fiziki olarak çekildiği yerlerde kendisine vekiller bırakmak istiyor. Diğer ülkelerin attıkları adımlar bu vekillere zarar vermeye başladığındaysa müdahale ediyor. Bu durum ülkelerde milliyetçilik akımlarının güçlenmesi ve güçlü liderlerin ortaya çıkması şeklinde kendini gösterir. Hitler, Mussolini, Stalin gibi güçlü liderlerin aynı zamanda ortaya çıkması asla tesadüf değildir. Bunun sebebi şu: O yıllarda yine ABD eve dönmüş ve dünyada bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştır. Aslında bu, ABD’nin belli aralıklarla yaşadığı bir döngüdür. Bir lider dünya jandarması olarak ortaya çıkar, dünyaya nizamat vermek ister. Bu durumda ülke dünyaya nizam verir ama ekonomi sarsılır. Diğer lider ise bu maliyetli duruma son verir, ekonomiyi toparlar. İşte Obama, baba Bush’un maliyetli dünya jandarmalığına son veren adımları atan başkandır. Obama maliyetli jandarmalığa son vermiş ve ekonomiyi toparlamıştır. Doların değer kazanmasında bunun payı büyüktür. Obama aynı zamanda geriye vekiller bırakarak bir çözüm üretme peşinde koşuyor. Bu aşamada bölgede ABD’nin istemediği bir şey oldu. Halk, iktidara kendi adamlarını taşıdı. İhvan-ı Müslimin, Hamas vb… Bu, ABD’nin istemediği bir şeydi ve ABD bu değişime Suriye’de dur dedikten sonra bölgeyi yine tasarlamaya başladı ve iktidarları değiştirdi. Burada değiştiremediği tek iktidar Türkiye oldu. Onun da sebebi, vatandaşın iktidara gelmiş olmasıydı.

Şu anda Arap Baharını yaşayan ülkeler, Türkiye’nin 1960’larda yaşadığı tecrübeyi yaşıyor. Onların da yaşayacağı daha çok şey var. Türkiye’deki iktidarı değiştirmek için PKK, PYD, FETÖ gibi tüm örgütleri kullandılar ve kullanmaya da devam edecekler. Ama tam bu sırada farklı bir şey oldu ve ABD’de Trump iktidara geldi.”

Trump’la birlikte dünya ne olur?

Trump’un aslında ABD’yi dünya jandarması yapmak gibi bir niyetinin olmadığını söyleyen Hasan Basri Yalçın, olayların gidişatının ve Trump’un kendisini kanıtlama isteğinin onu ister istemez bu jandarmalığa iteceğini öngördüğünü söyleyerek, buna kanıt olarak da Trump’un kendine çalışma arkadaşları olarak hep askerleri seçmesini gösterdi. Trump’un böyle bir adım atması halinde kendisine konvansiyonel ortaklar arayacağını, Türkiye’nin de bu ortaklardan birisi olmasının kuvvetle muhtemel olacağını söyledi. Hasan Basri Yalçın, son olarak da Türkiye’nin başlattığı Cerablus harekatının Bab’ın alınmasıyla devam etmesinin şart olduğunu, Bab alınmazsa Türkiye’nin terör örgütleriyle kuşatılıp parçalanmaya kadar varacak zorlu bir süreç yaşayacağını söyleyerek sohbetine son verdi.

 

 

 

Coğrafyamızdaki Huzursuzluk ve Türkiye’nin Dış Politika Stratejisi

Hasan Basri Yalçın, geçtiğimiz günlerde Bursa'da 'Trump Sonrası Dünya Siyaseti ve Türkiye’nin Dış Politika Stratejisi' konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

 

Şu an yeryüzünde dikkat çekici biçimde yaşanan olaylara tarih ufkundan bakanlar, yaklaşık yirmi yıldır dünyanın ciddi bir strese girdiğini, bu stresin bir savaşa dönüşme ihtimali olduğunu söyleyip duruyordu. Günümüzde yaşadığımız şu meşum olaylar anbean geliyordu yani. Gündelik olayların gürültüsünde boğulmayıp olaylara geniş açıdan bakmayı bilenler için şu an yaşanan hiçbir şey sürpriz değil. Tarihi olayları okumayı bilenler için, öngörüldüğü gibi, dünyada ciddi bir gerilim birikti ve bu gerilim bizim hemen yanıbaşımızda, Ortadoğu’da patlak verdi.

Ortadoğu karışık şimdi. Dünya üzerinde söz söyleme hakkını kendinde gören tüm devletler ya kendileri ya da vekilleri aracılığıyla Ortadoğu’da pay kapma yarışındalar. Olan, çilekeş coğrafyaya oluyor yine. Kan ve gözyaşı bir sel olup akıyor yine bu kadim coğrafyada.

Hiçbir olay nedensiz değildir

Peki, bu olaylar durup dururken mi oluyor? Bu olayların ortaya çıkışında da bir sistem, bir mekanik var mı? Bunlar bilinirse olayların gidişatı okunabilir, tarih bizim lehimize yazılabilir mi? Kışkırtıcı sorular bunlar. Bu soruların tümünün yanıtı ‘Evet’ aslında. Bunun için ciddi bir tarih okuru olmak, tarihi olayların sistematiğini kavramak yeterli.

İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın da bu olaylara kafa yorup bu mekaniği anlamaya çalışan ve bu şekilde önümüzdeki yıllarda dünyanın alacağı şekli öngörmeye çalışan bir akademisyen. Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel etkinliği olan Cuma Meclisi’ne, 9 Aralık Cuma akşamı “Trump Sonrası Dünya Siyaseti ve Türkiye’nin Dış Politika Stratejisi” konulu sohbetiyle konuk olan Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın, konuya dair düşüncelerini paylaştı dinleyicilerle.

Hasan Basri Yalçın, konuya hâkim bir akademisyene yaraşır bilimsel derinlikte sundu sohbetini. Anlattıkları, eskilerin ‘efradını cami, ağyarını mani’ dedikleri türdendi. Kafalarda soru işareti kalmadı dense yeridir.

Huzursuz bir ülke olduk

“Huzursuzuz son beş yıldır. Bunun sebeplerine hâlâ kafa yoruyoruz. Baktığımızda, AB ve ABD ile de sorun yaşıyoruz. Hemen yanıbaşımızda, Suriye ve Irak’ta ülkemizi tehdit edecek küçük şehir devletleri kurulmak isteniyor. Kısacası, içinde bulunduğumuz coğrafya ciddi olarak huzursuz. Bu olayları neye yormalı? Bunların sebepleri neler?” diye başladı sohbetine Hasan Basri Yalçın. “Bana göre bu olaylar, uluslararası sistemin yaşadığı sorunlardan bağımsız değildir. Türkiye’nin bu sorunlardan fazla etkilenmesinin sebebi, aynı zamanda içinde bir sistem sorunu yaşamasıdır. Yani sistemini oturtmuş ülkeler bir türbülans yaşarken Türkiye içte ve dışta ayrı ayrı olmak üzere iki farklı türbülans yaşıyor.” sözleriyle olaylara bakış açısını ortaya koyan Yalçın, Türkiye’nin iç türbülansını, son yıllardaki olaylar üzerinden açıklamaya başladı daha sonra.

Türkiye’nin uzun yürüyüşü

2003 yılına kadar ayağındaki prangalardan kurtulamayan bir ülke görüntüsü veren Türkiye’nin, bu tarihten sonra kendisine farklı bir yol çizmeye başladığını söyleyen Hasan Basri Yalçın, bu yürüyüş sürecini şöyle anlattı: “2003 yılından sonra yavaş yavaş kendini toparlamaya başlayan Türkiye, 2010-2011 yılına kadar dünyanın imrenerek baktığı bir ülke oldu. Bu dönemde hem Türkiye hem de Erdoğan, tüm dünyada çok prestijliydi. Özellikle iç politikada Erdoğan’ın, dış politikada Davutoğlu’nun hamleleri tüm dünyanın gündemindeydi. Ayağındaki prangadan kurtulan Türkiye, sadece AB ve ABD’ye değil, Asya ve Avrupa’ya da yeni kapılar açıyordu. Türkiye’nin temel stratejisi Türkiye’nin köprü ülke değil, dünyanın merkez ülkelerinden biri olması üzerine kuruluydu. Bu, elbette ki büyük bir dış politika değişikliğiydi. O güne kadar korku üzerine inşa edilmiş dış politika, artık korkudan uzaklaşmış, yerini ‘heves’e (Önemli not: Ahmet Davutoğlu’nun öğrencisi olan konuşmacı, buradaki heves sözcüğünün yanlış anlaşılmaması gerektiğini, bu sözcüğe olumsuz ve alaycı bir anlam yüklemediğini, bu politikayı anlatmaya yarayan uygun kelime o olduğu için kullanıldığını özellikle belirtti. A. S.) dayalı bir politikaya bırakmıştı. Çünkü soğuk savaşa dayalı politika, Sovyetlerin dağılmasından sonra çökmüştü ve yeni bir politika inşası gerekiyordu. Davutoğlu ile bu politika değişti ve Türkiye dünyanın merkez ülkelerinden biri olma yolunda adımlar atmaya devam etti. Her şey iyi gidiyordu. Ne zaman ki Arap Baharı başladı, her şey değişmeye başladı.”

Arap Baharı, kırılma noktası oldu

Hasan Basri Yalçın, Türkiye’nin uzun yürüyüşündeki kırılmayı şu sözlerle anlattı sonra: “Arap Baharı ile birlikte Türkiye sorunlar yaşamaya başladı. Bunu herkes farklı şekilde yorumluyor. Bana göre olayların bu şekilde gerçekleşmesi, ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmesiyle ilgili. Çünkü ABD’nin varlığı, bölgede bir düzen kurmayı beraberinde getiriyordu. ABD’nin bölgeden çekilmesiyle birlikte bölgede bir güç boşluğu oluştu. Bu boşluğu doldurmak isteyen birçok ülke ortaya çıktığı gibi, ABD bölgede olduğu için ötelenen stresler ve düşmanlıklar, düzen sağlayıcı o otoritenin ortadan çekilmesi ve zımnen bir şeye karışmayacağını ilan etmesiyle birlikte, ortaya çıkmaya başladı. Konjonktür de benim bu görüşümü destekler aslında. Türkiye’nin yükselmeye başlaması ile ABD’nin Irak’a girişi aynı zamandadır. ABD, düzen sağlayıcı bir otorite olarak bölgeye gelmiştir ve o bölgede olduğu için de hiç kimse bir şey yapmaya cesaret edememiştir. Bu da görece bir huzur ortamı doğurmuştur. İşte bu huzur ortamını iyi kullanan Türkiye, yükselmeye başladı.”

Türkiye’de hükümet değil, sistem değişiyor

Türkiye’nin, Ortadoğu coğrafyasının ve dünyanın o anki görünüşünü bu şekilde resmeden Hasan Basri Yalçın, Türkiye’nin içinde yaşanan olayları da şöyle anlattı: “O yıllarda Türkiye’nin içinde müthiş bir sosyo-ekonomik değişim yaşandı. Bilmem farkında mısınız, Tayyip Erdoğan’a kadar Türkiye’de iki sınıf insan vardı: Vatandaşlar ve memurlar. Memurlar ülkeyi yönetir, vatandaşlar da yönetilirdi. Devleti yöneten herkes, Menderes hariç, öyledir. Zaten Menderes’i de astılar. Türkiye’yi kuran ekip de, daha sonra yönetenler de hep memurdu. Bu, Fatih Sultan Mehmet zamanından beri böyledir. Devlet ve sistem güçlü olduğu zaman bu durum sorun çıkarmadı ama sistem zayıflamaya başladığı zaman ülkede bir ‘bürokratlar iktidarı’ ortaya çıkmaya başladı. Bu durum ilk kez Tayyip Erdoğan’la değişti. Tayyip Erdoğan, bürokrasiden değil ‘vatandaş’tan biridir. Tam da bu yüzden, vatandaş, 15 Temmuz rezil darbe kalkışmasında Tayyip Erdoğan’ı ölümüne desteklemiştir. Çünkü Tayyip Erdoğan, kendilerinden biridir. Şunun farkında olmak gerekir: Türkiye’de artık hükümet değişikliği değil, sistem değişikliği yaşanıyor. Artık vatandaş kendi memurunu, kendi sermayesini (MÜSİAD), kendi sosyolojisini üretti. Tam anlamıyla yapamadığı tek şey, medya alanında. Onu da hallettiği zaman sistemini tam olarak kurmuş olacak.”

ABD de, askeri ve fiziki olarak çekildiği yerlerde kendisine vekiller bırakmak istiyor

Türkiye’nin olayları sert şekilde yaşamasını ülkedeki sistem değişikliğiyle açıklayan Hasan Basri Yalçın, bölgedeki olayların yaşanmasının sebebini de “Dünyadaki türbülansın sebebi ise Obama yönetimindeki ABD’nin, kendisi için çok maliyetli olan ‘Dünya jandarmalığı’ndan çekilmesiyle açıklanır. ABD’nin dünyada ve Ortadoğu’da oyun kurucu/düzen sağlayıcı bir güç olmaktan çekilmesiyle, dünyada kurulan bu düzen sarsılmaya başladı. Ortada düzen kuran bir güç olmadığında, devletlerin hayat hakları da, sınırları da, ticaret yolları da risk altındadır. Bir boşluk ortaya çıkar ve kendilerini güçlü hissedenler o boşluğu doldurmaya talip olur. Bu ise önce stres üretir, sonra da sıcak çatışmalara yol açar. Şu anda dünyada yaşanan da tam olarak budur. ABD, sahneden çekilmiştir. Onun çekilmesiyle her yerde bir boşluk ortaya çıkmıştır ve bu boşluğu doldurmaya talip olan devletler ortaya çıkmıştır.

Türkiye de bu boşluğun ortaya çıkardığı güvensiz ortamın sarsıntılarını yaşıyor. Bölgenin güçlü ülkeleri, bölgede söz sahibi olacak bir Türkiye’nin ortaya çıkmasını istemiyorlar ve onu durdurmaya çalışıyorlar. Öte yandan ABD de, askeri ve fiziki olarak çekildiği yerlerde kendisine vekiller bırakmak istiyor. Diğer ülkelerin attıkları adımlar bu vekillere zarar vermeye başladığındaysa müdahale ediyor. Bu durum ülkelerde milliyetçilik akımlarının güçlenmesi ve güçlü liderlerin ortaya çıkması şeklinde kendini gösterir. Hitler, Mussolini, Stalin gibi güçlü liderlerin aynı zamanda ortaya çıkması asla tesadüf değildir. Bunun sebebi şu: O yıllarda yine ABD eve dönmüş ve dünyada bir otorite boşluğu ortaya çıkmıştır. Aslında bu, ABD’nin belli aralıklarla yaşadığı bir döngüdür. Bir lider dünya jandarması olarak ortaya çıkar, dünyaya nizamat vermek ister. Bu durumda ülke dünyaya nizam verir ama ekonomi sarsılır. Diğer lider ise bu maliyetli duruma son verir, ekonomiyi toparlar. İşte Obama, baba Bush’un maliyetli dünya jandarmalığına son veren adımları atan başkandır. Obama maliyetli jandarmalığa son vermiş ve ekonomiyi toparlamıştır. Doların değer kazanmasında bunun payı büyüktür. Obama aynı zamanda geriye vekiller bırakarak bir çözüm üretme peşinde koşuyor. Bu aşamada bölgede ABD’nin istemediği bir şey oldu. Halk, iktidara kendi adamlarını taşıdı. İhvan-ı Müslimin, Hamas vb… Bu, ABD’nin istemediği bir şeydi ve ABD bu değişime Suriye’de dur dedikten sonra bölgeyi yine tasarlamaya başladı ve iktidarları değiştirdi. Burada değiştiremediği tek iktidar Türkiye oldu. Onun da sebebi, vatandaşın iktidara gelmiş olmasıydı.

Şu anda Arap Baharını yaşayan ülkeler, Türkiye’nin 1960’larda yaşadığı tecrübeyi yaşıyor. Onların da yaşayacağı daha çok şey var. Türkiye’deki iktidarı değiştirmek için PKK, PYD, FETÖ gibi tüm örgütleri kullandılar ve kullanmaya da devam edecekler. Ama tam bu sırada farklı bir şey oldu ve ABD’de Trump iktidara geldi.”

Trump’la birlikte dünya ne olur?

Trump’un aslında ABD’yi dünya jandarması yapmak gibi bir niyetinin olmadığını söyleyen Hasan Basri Yalçın, olayların gidişatının ve Trump’un kendisini kanıtlama isteğinin onu ister istemez bu jandarmalığa iteceğini öngördüğünü söyleyerek, buna kanıt olarak da Trump’un kendine çalışma arkadaşları olarak hep askerleri seçmesini gösterdi. Trump’un böyle bir adım atması halinde kendisine konvansiyonel ortaklar arayacağını, Türkiye’nin de bu ortaklardan birisi olmasının kuvvetle muhtemel olacağını söyledi. Hasan Basri Yalçın, son olarak da Türkiye’nin başlattığı Cerablus harekatının Bab’ın alınmasıyla devam etmesinin şart olduğunu, Bab alınmazsa Türkiye’nin terör örgütleriyle kuşatılıp parçalanmaya kadar varacak zorlu bir süreç yaşayacağını söyleyerek sohbetine son verdi.

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir