Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Cuma Meclisi  |  Şaban Abak
873 defa okundu
23 Kasım 2017 Perşembe - 11:20
A1
A2
A3
A4
Cuma Meclisi  |  Şaban Abak

Şaban Abak, Vakfımızda ''Yüz Yıllık Savaş ve İslam’ın Dirilişi'' konulu bir söyleşi gerçekleştirdi.

Habere Ait Resimlerini Görmek İçin Tıklayınız

 

Yine medeniyet konulu bir sohbete şahit oldu Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin müdavimleri. Şair Şaban Abak, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nde 25 Kasım Cuma gecesi “Yüz Yıllık Savaş ve İslam’ın Dirilişi” konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Sohbet başlığında yer alan “… İslam’ın Dirilişi” ifadesi bile, konunun medeniyet olduğunu anlatmaya yetiyor aslında. Evet, gündem medeniyet ve zannediyorum sadece Bursa’yla sınırlı değil bu durum; ülkenin her meclisinde, her sokağında, her bahçesinde, her tozlu yolunda bu konuya dair cümleler insanımızın ya aklında ya da dilinde bu konu. Bunu, medyanın gündeminden de, iletişim içinde olduğumuz diğer insanların anlattıklarından da, bize sorduklarından da anlayabiliyoruz zaten.

Günümüz dünyası, İkinci Paylaşım Savaşından sonraki yapaylığa dayanamadı ve değişip dönüşüyor artık. Ülkemiz de bu dönüşümün merkezinde. Tam kalbinde hatta ve sevindirici olan şu ki, sırtındaki yükleri atmış, boynuna takılmış psikolojik prangalardan kurtulmuş durumda artık. Yitirdiğimiz özgüvenimiz geri geldi sanki ve yeniden tarih yazmak için kalemi aldı eline bu millet.

Millet, Müslüman’ım diyene yardım elini uzatıyor

İşte bu tarihe not düşmenin nasıl olması gerektiğiydi Şaban Abak’ın sohbetinin konusu. Sohbetine, gündelik hayatın akışı içinde olan biten pek çok şeyin farkına varamadığımız tespitiyle başlayan Şaban Abak, bugün Türkiye’de İslam adına çalışan birçok sivil toplum örgütünün olduğunu ve bunların hepsini de bu necip milletin ayakta tuttuğunu söyleyerek sürdürdü sözlerini. Abak, bu durum karşısında kanaat önderlerine de önemli sorumluluklar düştüğünü şu sözlerle anlattı: “Türkiye’nin birçok yerinde, birçok kurum bu milletin desteğiyle ayakta duruyor. Bu millet, İslam adına her şeyi vermeye hazır. Hatta İslam adına kandırılmasına rağmen bile yine de bir şeyler yapmaya hazır. Bu durumda yöneticilere ve kanaat önderlerine de önemli görevler düşmektedir. Yöneticiler, toplumun bu ‘iyilik yapma enerjisi’ni doğru yönlendirmelidir. Yakın zamanda yaşadığımız FETÖ olayı gibi yanlış yönlendirmeler olduğunda, toplum ciddi travmalar yaşıyor, insanımız değer karmaşası yaşıyor. Bu karmaşalar yaşanmaya devam ederse insanımız küser ki bu çok tehlikeli bir şeydir.”

Abak, İslam’ın, medeniyet kuran bir din olduğunu ve bu inanca sahip olanların, aradan zaman geçse ve çok hırpalansalar bile bu iddiadan vazgeçmeyeceklerini de ekledi: “Şu an Türkiye, bir yönüyle yüz yıllık bir savaşın içindedir. Müslümanlar, İslam’ın nüzulu ve tebliğinden kısa bir süre sonra güzel ve büyük bir medeniyet kurdular. Bu medeniyetin itici gücü imandı. İman düşünceyi ve düşünce de aksiyonu doğurdu. Bunun sonucunda da İslam Medeniyeti adı verdiğimiz medeniyet ortaya çıktı.”

Yeniden üretilmeli bu medeniyet

Sohbetinde İbni Haldun’a atıfta bulunarak medeniyetlerin de bir ömrünün olduğunu söyleyen Şaban Abak, bizlere düşen şeyin o medeniyeti düştüğü yerden kaldırıp yeniden diriltmek olduğunu belirtti: “İslam medeniyeti, Müslümanların yeniden üretip yeniden diriltmek zorunda oldukları bir medeniyettir. Bağlıları onu her çağda yeniden yorumlayıp yeniden diriltmek zorundadır. Bunu yapacak olan bizleriz. Bunun kendi kendine olacağını beklemek, Allah’ın kanunlarına aykırı bir beklenti içine girmektir. Unutulmamalı ki insanların yükselişi ve çöküşü olduğu gibi, medeniyetlerin de yükselişleri ve çöküşleri olur. Biz, çöken medeniyeti ayağa kaldırmak zorunda olan çocuklarız. Bilindiği gibi, Müslümanların bu sorumluluğuna, Müslümanların yaşayan en büyük düşünürü Sezai Karakoç, ‘Diriliş’ demektedir. Medeniyetimizi nasıl dirilteceğimizi anlamak için Sezai Karakoç’u mutlaka okuyup anlamamız gerekir. ”

Müslüman tavrını işaret eden bir anı

Müslümanların sadece kendileri için değil, kardeş kılındıkları diğer Müslümanlar için de yaşadıklarını, bu duygunun da İslam medeniyetinin çekirdeklerinden birini oluşturduğuna şöyle örnek verdi Şaban Abak: “Dedemle bazen komşu köye giderdik. Yolculuğumuz boyunca dedem, yol üzerinde bulunan taşları temizler, engelleri kaldırırdı. Bunu da, diğer Müslümanların hayatını kolaylaştırmak için yaptığını söyleyerek beni eğitirdi. Bir seferinde, toprağa çakılı bir taş parçasını temizlemeden geçtik. Sonra dedem durakladı ve geri dönerek o taşa ilerlemeye başladı. Çocuk aklımla canım sıkıldı bu işe ve dedeme ‘Dede, onu geçmiştik!’ dedim. Dedem de bana, ‘İlerde bir gün bir Müslüman buradan geçerken bu taşa takılır düşerse bunun vebalini nasıl öderiz?’ anlamında bir cümle söyledi.”

Müslümanların karanlık dönemleri

Dünyaya medeniyetin nasıl olması gerektiğinin en güzel örneklerini veren Müslümanların karanlık dönemleri de oldu elbette. Bu karanlık dönemlerle ilgili şu sözleri söyledi Şaban Abak: “Müslümanlar karanlık dönemler de yaşamışlardır. Bana göre en karanlık dönem 1918-1922 yılları arasındadır. Bu dönemde İslam’ın tüm simge şehirleri işgal altındadır. Karanlığın en karanlık olduğu dönem bu dönemdir. Yüz yıl sürecek olan bir çağın kara başlangıcıdır. Umutların çöktüğü bir dönemin başlangıcıdır. Ama bu çağ da kapanmak üzere inşaallah.”

Osmanlı, Müslümanların ortak devletidir

Rus, İngiliz ve Fransız devletlerinin öldürücü darbeleriyle yıkılan Osmanlı’nın, aslında sadece kendinden ibaret olmadığını, Müslümanların ortak bir devleti olduğunu ve günümüzde bile bunun değişmediğini söyleyen Şaban Abak, bunun Osmanlı mirasçısı Türkiye’ye çok farklı bir sorumluluk yüklediğini de ifade etti: “Osmanlı, Müslümanların ortak devletidir. Devasa bir medeniyetten geriye bir Anadolu kaldı Osmanlı’dan. 1923 yılında yıkık dökük bir devlet olarak varlığını sürdüren bu devlet, günümüzde toparlanıp ayağa kalkma mücadelesi vermektedir. Gözlemlerimizden ve bize aktarılan bilgilerden biliyoruz ki bizde güzel bir şey olsa tüm Müslüman devletler seviniyor. Bizde kötü bir şey olsa tüm Müslüman devletler üzülüyor. Hepimiz şunun farkındayız ki biz, tüm Müslüman devletlerin derdiyle dertleniyor, onların sorumluluğunu omuzlarımızda hissediyoruz. Bu duygunun her Müslümanda olduğunu düşünmeyin. Bu duygu, Osmanlı mirasçısı Türkiye’ye özgü bir duygu. İşte bu duygu ve bu sorumluluk yüzünden biz güçlü olmak zorundayız. İşte bunun için biz alan el değil veren el olmak zorundayız.

Şu an İslam devletleri arasına çizilmiş sınırlar var. Ama bu sınırları biz çizmedik, başkaları çizdi. Bu sınırlara siyasi sınırlar gözüyle bakmamız gerek. Unutmamalı ki sınırlar Müslümanlar arasında olmaz, İslam ile küfür arasında sınır olur. Bize düşen, İslam’ın tek millet olduğu gerçeğini bilip bu medeniyeti yeniden inşa etmek için çalışmaktır. Bunu yapabilecek öncü devletlerin en önemlisi de Türkiye’dir. Bunun için de kendimizi bilgiyle donatmalı, inancımızı sağlam tutmalı ve bu inancın olgunlaştırdığı düşünceyi eyleme dönüştürmeliyiz.”

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir