Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Cuma Meclisi  |  Yrd. Doç. Dr. M. Levent Yılmaz
678 defa okundu
27 Aralık 2017 Çarşamba - 12:20
A1
A2
A3
A4
Cuma Meclisi  |  Yrd. Doç. Dr. M. Levent Yılmaz

Modern zamanların darbelerinin de modern yöntemlerle olduğunu keşfeden bu ülkenin yerlileri, darbeye teşne dış mihrakların oyunlarını kesmenin yolunun yerli damarları güçlendirmek olduğunu keşfedip bunu uygulamaya başladıklarından beri ülke sahil-i selamete adım adım yanaşıyor.

 

Hiçbir doğum sancısız değildir. Ülkenin sahil-i selamete yanaşması da bu ülkenin bir anlamda yeniden doğuşu olduğu için bu da sancısız olmuyor. Saldırıyorlar! Hem içerden hem de dışarıdan saldırıyorlar güzel ülkemize! Dost görünüp saldırıyorlar, düşman görünüp saldırıyorlar; içerdekiyle dışarıdaki bir olup saldırıyor; durmadan saldırıyorlar. Saldıracaklar da. Coğrafyamız ve tarihimiz, bunun böyle olacağını söylüyor bize. Ne zaman kendimiz olmaya çalışsak, ne zaman yekinip ayaklarımızın üstüne kalkmak istesek saldıracaklar! Bu saldırıları önce silahlı darbelerle yaptılar. Sonra vesayet kurumlarıyla yaptılar. Sonra sivil itaatsizlik adı altında bir sürü kalkışma girişimi ve sonra da FETÖ ahlaksız darbe girişimi… Şimdilerde bunu ekonomiyle yapmak istiyorlar.

Kalp dünyaya verilmedikten sonra…

Bu modern darbeye direnmek için her alanda hem güçlü yerli damarlara hem de bilgiye ihtiyacımız var. Şükür ki artık ekonomide de bir yerli damar var. Artık insanımız “Bir lokma, bir hırka” anlayışının yoksul ve muhtaç kalmak anlamına gelmediğini; tam tersine “Veren el” olmak için güçlenmek ve zengin olmak gerektiğini biliyor. Müslüman, kalbini Allah’a bağlamakla mükellef. Kalp dünyaya verilmedikten sonra mal mülk kime ne zarar verebilir ki? Ama yokluk, insanın muhtaç olması demektir ve artık biz muhtaç olmak istemiyoruz ülke olarak.

Son zamanlarda ülkemize yapılan bunca saldırıya rağmen ekonomimizin yıkılmaması, ekonomi güvenliğini sağlamaya başladığımız anlamına geliyor.

Polis Akademisi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. M. Levent Yılmaz da, 30 Aralık Cuma akşamı tam olarak bu konuya değindi Bursa Birlik Vakfı Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi sohbetinde. “Küresel Gelişmeler Işığında Türkiye’nin Ekonomi Güvenliği” başlığını taşıyan sohbetinde, Türkiye’nin ekonomisinden modern darbelere kadar birçok konuya değindi M. Levent Yılmaz.

‘Ekonomi güvenliği’ kavramını literatüre kazandırdık

M. Levent Yılmaz, ekonomi üzerine kafa yormaya başladıktan sonra olaylara daha geniş açıdan bakmaya başladığını söyleyerek açtığı sohbetini, öncelikle kavramların sorgulanması gerektiğine dikkat çekerek sürdürdü: “Stratejik Düşünce Enstitüsü’nde çalışırken ‘Türkiye’nin Ekonomi Güvenliği’ diye bir rapor hazırlayarak ‘ekonomi güvenliği’ kavramını literatüre kazandırdık. Kişilerin ekonomi güvenliği diye bir kavram vardı ama ülkelerin yoktu. İşte biz bu kavramı Türkiye özelinden yol çıkarak ülkelere uyguladık. Ama bunu yaparken güncel kavramlara esir düşmeyip kendi terimlerimizi bulup kullandık. Mesela ‘iktisat, kıt kaynakların verimli kullanılmasıdır.’ tanımını sorguladık önce. ‘Dünya üzerinde kaynaklar sahiden kıt mı’ diye sorduk, bunu araştırdık. Baktık ki kaynaklar kıt değil. Bu, bize dayatılan koca bir yalan. Sonra insanların ihtiyaçları sınırsız mı, diye sorguladık; bunun da kocaman bir yalan olduğunu gördük. Kısacası birileri kurgusal bir dünyayı bize dayatarak tüm dünyayı istediği gibi yönetiyor, bunu fark ettik. Bu konuda hazırladığımız uzun bir makaleyi de yayımı için Oxford Üniversitesi’ne gönderdik. Ekonominin verili kavramlarını sorguladığımız için makalemizin yayımlanmayacağını söyleyenlere inat, makalemizin kitaplaşması kararı alındı. Tek şartları var, bu konuda oraya gidip konferans vermek…”

Ekonominin yarısı algıdır

Yakın tarihten örnekler vererek ekonominin en az yarısının algılar üzerine oturan bir sistem olduğunu söyleyen M. Levent Yılmaz, bunu somur örneklerle anlattı: “Günümüzde ekonomi % 50 rakamlar, % 50 de algılar demektir. Mesela ABD’de yaşanan 2001 Mortgage Krizi, sırf algılar değiştiği için yaşandı. Ekonomide sorun yoktu, ekonomik göstergeler yerindeydi. Kredi derecelendirme kuruluşları, daha sonra batan o kurumlara çok iyi notlar vermişti ve o kurumların durumları gerçekten de çok iyiydi. Ama bir anda ABD halkının mortgageyle ilgili algısı değişti ve birdenbire Amerika, tarihinin gördüğü en büyük krizlerden birini yaşadı.

Öte yandan, bizim ülkemize bakalım. Kredi derecelendirme kuruluşları notumuzu düşürüyor, dünyanın anlı şanlı ekonomistleri kriz uyarısı yapıyor, ülkemizin gayrımilli sermayesi kriz alarmı verip IMF’yi çağırıyor ama ekonomide ufak tefek kıpırdanmalar dışında hiçbir şey yaşanmıyor bile. Üstelik de ülkemiz yurt dışına askeri harekât düzenlerken, ülkenin her bir yanında canımızı yakan saldırılar gerçekleşirken… Ama millet artık o algı oyununa gelmiyor. Bakılıyor ki ülke iyiye gidiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılmamış yatırımlar şimdi yapılıyor. Ekonomik olarak ciddi bir rahatlık var, o yüzden millet ekonomiye güveniyor ve ekonomi de olması gerektiği şekilde kendi mecrasında akıyor.

En son FETÖ ahlaksız darbe girişiminde bunu yaşadık. Böyle bir darbe teşebbüsünün ekonomiyi çökertmesi gerekirdi geçmişte olduğu gibi. Fakat darbe girişiminden birkaç gün sonra her şey kendi seyrinde devam etmeye başladı. Üstelik de dünya üzerinde darbe girişimine maruz kalıp bu kadar kısa zamanda toparlanan tek ülkedir Türkiye. Bunlar, aynı zamanda hükümetin doğru yolda olduğuna dair verilerdir.”

IMF’ye borçlu olmak demek

Dünya Bankası ve IMF’nin, gelişmiş ülkelerin, diğer ülkeleri sömürmeleri için kurdukları kurumlar olduğunu söyleyen M. Levent Yılmaz, Türkiye’nin ekonomi güvenliği algısının sağlamlığının biraz da bu kurumlardan uzak durmasıyla ilgili olduğunu şu sözlerle açıkladı: “Türkiye’nin algısını düzelten en önemli adımı, İMF ile bağını koparması ve ondan uzak durmasıdır. İMF, aldığı kararlarla ve verdiği krediler dolayısıyla ülkeleri yönlendiren ve bu yönlendirme gücüyle ülkeleri batırabilen bir kurumdur. Yakın tarihimizden Arjantin buna çok iyi bir örnektir. Her şeyin yolunda gittiği Arjantin, IMF’nin yönlendirmesiyle, dükkânların bile yağmalandığı büyük bir kriz yaşadı. Unutulmamalı ki IMF’ye borçlu olmak demek, ülkenin kaderini IMF’ye teslim etmek demektir.”

Altyapı yatırımları büyük önem arzediyor

M. Levent Yılmaz, Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyanın yangın yerine dönmesine, ülkeye ahlaksız saldırılar yapılmasına rağmen ülkede altyapı yatırımlarının devam ettiğini ve devam etmesi gerektiğini de şu sözlerle açıkladı: “Şu anda Türkiye altyapı yatırımlarına büyük önem veriyor. Yollar yapıyor ama bu, sadece yol yapmaktan ibaret olan bir şey değil. Türkiye, yol yaparak aynı zamanda ticareti etkiliyor, lojistiği değiştiriyor. Üçüncü köprüye demiryolu yapılacak ve bu demiryolu ta Azerbaycan’dan Çin’e kadar bir hattı birbirine bağlayacak. Bunun önemini şöyle anlayabilirsiniz: Şu anda Çin’den yola çıkan bir geminin İskenderun Limanı’na gelmesi yaklaşık altmış beş gün. Arada Süveyş Kanalı’nda vb. mola vererek oradaki ekonomiyi canlandırıyor. İşte bu demiryolu sayesinde Çin’den Türkiye’ye sevkiyat on beş güne düşecek. Aradaki zaman farkı, ticaret için yaşamsal önemde.”

“Yine Kanal İstanbul, muazzam bir projedir. Şu an Boğazlardan trilyonlarca dolarlık mal sevkiyatı yapılıyor ama Türkiye bunlardan hiçbir şey kazanmıyor. Kanal İstanbul ile elimiz çok güçlenecek ve gemi geçişlerine hâkim olacağız. Bu, dünya ticaretini, dünya güvenliğini değiştirecek bir hamledir. Saldırıların sebebi de bu değil mi zaten?” sözleriyle de Kanal İstanbul’un önemine değindi M. Levent Yılmaz.

Dikenli telle kapatılan İpek Yolu

M. Levent Yılmaz, dünya ticaretinin üç bin yıllık güzergâhı olan İpek Yolu’nun önemini aslında hiçbir zaman kaybetmediğini, sadece çizilen yapay sınırlar ve bu sınırlara çekilen tel örgülerle yolun işlevsiz hale getirildiğini de şu sözlerle açıkladı: “Dünya ticaretinin üç bin yıllık güzergâhı İpek Yolu’dur. İpek Yolu’nun kalbi de Anadolu’dur. Anadolu’nun en önemli hattı da Mardin hattıdır. Ama şimdi oraya bakıyoruz, orada ticaret yapan insanlar bir gecede dikenli tellerle engellendi ve böyle yapılarak nerdeyse hayat hakları ellerinden alındı. Bu, elbette planlı bir işti. Ticaretleri engellenen insanlar aç kalacak ve aç kalanlar ise kaçakçılığa yani kanunsuzluğa yönelip devlete düşman olacaklardı. İşte terör ve terör örgütleri bu zemin üzerinde yeşerdi. Bir İpek Yolu’nun kadük hale getirilmesi, bir coğrafyanın altüst olmasına yetti. Yeni Türkiye, tıkanan bu ticaret kanallarını açmaya çalışıyor ve o bu yönde adım attıkça dost görünenler de, düşmanlığı bilinenler de ülkeyi çelmeleme yarışına giriyorlar. Ama bu çelmelemelerde artık eskisi kadar başarılı değiller ve olamayacaklar da. Çünkü artık yerli bir hükümet, yerli sermaye, yerli iş adamları var. Savunma sanayimizi kurarak silah ve lojistik alanlarda dışa bağımlılığımızı önemli oranda azalttık. Şimdi adımlarımızı daha kararlı ve daha emin atıyoruz.”

Her şey iyi olacak

“Bu hükümet ve bu iş adamları bir yandan da Türkiye’yi dünyanın en önemli enerji koridoru yapmak için ciddi bir gayret içindeler. Azeri petrolleri, Irak petrolleri vb. hep ülkemiz üzerinden dağıtılacak ve bu da ülkemizi hem zenginleştirecek ve hem de stratejik önemini bir kat daha artıracak. Ben ülkenin geleceğinin iyi olacağından umutluyum.” cümleleriyle sohbetine son verdi M. Levent Yılmaz.

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir