Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Cuma Meclisi  |  Doç. Dr. M. İbrahim Turhan
1307 defa okundu
29 Nisan 2017 Cumartesi - 20:00
A1
A2
A3
A4
Cuma Meclisi  |  Doç. Dr. M. İbrahim Turhan

İktisat bilinmeden müslüman olunur mu? Devletlerin önce kurulduğu, daha sonra da yöneticilerin halklarını müreffeh yaşatmak için yayılmacı/sömürgeci bir politika izledikleri ve bunun için de iktisat bilimine ihtiyaç duydukları İbn-i Haldun’dan beri bilinen bir gerçek. İktisadını bilmeyen bir devlet, devlet olamaz kısacası. Bu, verili bir gerçek artık.

Habere Ait Resimlerini Görmek İçin Tıklayınız

Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki

Borsa İstanbul’un eski yönetim kurulu başkanı Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, Birlik Vakfı Bursa Şubesinin geleneksel Cuma Meclisi sohbetindeki “Bölgesel Bir Güç ve Küresel Bir Aktör Olarak Türkiye” başlıklı sohbetinde, iktisada dair bu durumu daha da ileri götürerek “İktisat, hayatımızı derinden etkiler ve iktisat bilinmeden de Müslüman olunmaz.” şeklinde alışılmamış bir yorum getirdi. Bu iddialı cümlenin dayanaklarından biri, hepimizin bildiği Maun suresindeydi. Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, bu suredeki “O namaz kılanlara yazıklar olsun ki yetimi gözetmez, gösteriş yapar ve yardımı sakınırlar.” mealindeki ayetlerin iktisadi olarak yorumlanması gerektiğini, bu ayetlerin toplumun iktisadi hayatı düzenleyip insanın sadece namazla kurtulamayacağını; bireyin, toplumun iktisadi hayatında aktif bir özne olarak yer alması gerektiğini söyleyerek bu ayetlerin insanlara bu durumu ihtar eden ayetler olduğunu söyledi. Ayette “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki” ihtarının muhataplarının ‘Yetimleri doyuracak halde olup onları doyurmayan, yoksulların ihtiyaçlarını giderecek halde olup onların ihtiyaçlarını gidermeyen kişiler’ olduğunun altını özellikle çizdi.

Her şey iktisatla ilişkili

Allah’ın “Onlar Allah’a karşı savaş açmışlardır.” dediği faizle uğraşma işinin de yine iktisadi bir faaliyet olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  bu kişiler arasında namaz kılıp oruç tutanlar bulunabileceğini ama Allah’ın bunu öncelemediğini söyledi. Bunların dışında, Rahman suresinde “Ölçüye dikkat edin” ayetinin hem tartı ve hem sosyal hem de kozmik dengeyi işaret ettiğine dikkat çekti. Kısacası, birçok ayetin aslında iktisadi düzen önerdiğini, iktisadi düzeni bozanların ise ciddi olarak uyarıldığı düşüncesini ifade etti Doç. Dr. M. İbrahim Turhan.

Tarih, kuru bilgiden ibaret değildir

Tarihteki olaylara da sadece geçmişi anlatan birer bilgi olarak bakmanın yanlış olduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan, tarihi olayları kronolojik olarak bilmenin tek başına bir şey ifade etmediğini, bu olayların ışığında geleceğe bakabilirsek bunun anlamlı olduğunu söyledi. Tarihi olaylara bakıldığında, bu olayların da arkasında mutlaka bir iktisadi sebep bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  sözlerine “Tanzimat Fermanı birçoklarınca gavurlaşma olarak görülür. Bu ferman –doğrusuyla ve yanlışıyla- devletin kendini koruma refleksinden kaynaklanır.  Göz önünde sürekli olarak Tanzimat Fermanı vardır ama şu bilinmelidir ki, devleti bu fermanı ilana iten sebep 1839’daki Baltalimanı Ticaret Anlaşmasıdır. Bu anlaşma, Osmanlı iktisadi sistemini sarsan bir anlaşmadır ve devlet, sistemini yeniden kurmazsa yıkılacağını anlamıştır. “

Tanzimat Fermanı, devleti kurtarma girişimidir aslında

Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  Tanzimat Fermanı’yla ilgili şu ana kadar pek dile getirilmeyen farklı bir yorum getirdi:  “İşte Tanzimat Fermanı, asıl olarak bir sistem kurma arayışıdır. Yabancı devletlere verilen ekonomik imtiyazları bir şekilde telafi etme arayışıdır. Çünkü iktisadi olarak var olmayan bir devlet, devlet olarak kalamaz. Dikkat edilirse, Tanzimat Fermanından sonraki zamanlarda toprakla ilgili düzenlemeler, ticaretle ilgili düzenlemeler yapılmaya devam edilmiştir. Bunlar asıl olarak devleti korumaya yönelik çabalardır ve hepsinin de iktisadi boyutu vardır.”

İslamcılık, yeni bir şey değil

Entelektüel seviyesi yüksek olan sohbette Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  İslamcılık konusuna da şu sözlerle değindi: “Buradayız çünkü bir derdimiz var. Bu dert, yitiklerimizi tekrar bulma derdi. Aslında biz, 1774 yılında kaybetmeye başladı bu değerleri. Bu tarihte Küçük Kaynarca Anlaşması, bizim ilk kaybedişimizdir. Bu anlaşma ile biz ilk kez darül İslam olan bir toprağı, Kırım’ı kaybettik. Bu kayıp, daha önceki kayıplar gibi değildi ve bu kayıp, Müslüman aydınları derinden sarstı. Bundan önceki kayıplar sadece askeri kayıplardı ve olması mümkündü ama Kırım’ın kaybı hem askeri hem siyasi kayıptı ve bu devlet için bir alarmdı. Aydınlar “Nerede hata yaptık?” demeye başladılar, bir endişe ortaya çıktı. Bu endişe bir sorgulamaya yol açtı. İzzet sahibi Müslümanlar ‘1. Artık bir özeleştiri yapmalı ve eksiklerimizi yeniden ihya etmeliyiz, 2. Ümmet şuurunu oluşturmalıyız, 3. Baskıcı anlayışa karşı adalet ilkesini hayata geçirmeliyiz.’  umdelerini belirlediler. İşte bu anlayış ve bu umdeler, daha sonra ‘İslamcı akım’ adını alacak olan akımdır. Bizim yeni sandığımız İslamcılık akımının arkasında böyle bir tarihi birikim ve ihya hareketi vardır.”

Bir dilemma ve çözüm

Türkiye’nin yetmişli yıllarda bile diş macunu üretemeyecek teknolojiden mahrum olduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İbrahim Turhan,  İkinci Dünya Savaşı bitiminde aynı şartlarda yolculuğa başladığımız Güney Kore’nin bir sürü dünya markası olduğunu ve bunun da iktisadi sistem kurmayla ilgisi olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Bir sistem kurmak çok önemlidir. Biz, geçmişte dünyaya örnek olacak bir sistem kurduk ama bunu sürdüremedik. Sistem, insanlarla kurulur. Bunun için insanlara güvenmeliyiz. Ama unutmamalı ki güven, denetime engel değildir. Kurulacak olan bu sistem, bizim yitirdiğimiz ilkeleri yeniden ihya etmekten ibaret aslında. Bu ilkeler ‘1. Adalet, 2. Şeffaflık, 3. Hesap verme yükümlülüğü, 4. Sorumluluk.’ ilkeleridir. Allah adildir ve bizi de adil olmaya çağırmaktadır. Aynı zamanda Allah, gizlilikten uzak durup açık olmamızı istiyor. Sahabenin Hazreti Peygambere ve halifelere hesap sorduğu vakidir, diğer yöneticiler de hesap vermelidir elbette. Allah emaneti yerlere ve göklere teklif etti, o sorumluluğu insan kabul etti. İnsan bu sorumluluğu hep yerine getirmelidir. Bu sorumluluk kurdu da, kuşu da; dağı da, denizi de; dünyayı da, evreni de kapsayan bir sorumluluktur. Bunları yaparsak biz, Allah’ın rızasını kazanma yolunda adım atmış oluruz.”

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir