Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Cuma Meclisi  |  Yusuf Ulutaş
1582 defa okundu
16 Şubat 2017 Perşembe - 16:40
A1
A2
A3
A4
Cuma Meclisi  |  Yusuf Ulutaş

Müthiş bir tarihi birikimin ve göz kamaştırıcı bir medeniyetin mirasçısı olan Türkiye’nin tarih sahnesine tekrar kurucu unsur olarak çıkması, birilerinin hep korkusu olmuştur, bunu biliyoruz. Bu korkudan dolayı ülkemiz, görünür görünmez bir sürü prangayla acziyete mahkûm edildi yüz elli yıl boyunca.

Habere Ait Resimlerini Görmek İçin Tıklayınız

Ama tarihin kendine özgü dinamikleri ve milletlerin günü geldiğinde devreye giren ortak hafızası var. Bu dinamikler ve bu hafıza, gün geldiğinde harekete geçiyor ve tarih tekrar yazılıyor.

Zamanı geldi, hafızamızın külleri eşelendi ve kim olduğumuzu, tarihi misyonumuzun ne olduğunu hatırladık yüz  elli sene sonra. Yerimizden yavaşça doğrulup yarım bıraktırılan yolculuğumuzu tamamlamak için adım atmaya başladık. Attığımız adımlar küçüktü ama bu adımların etkisi büyüktü. Etkisi büyüktü çünkü bu adımlar sadece kendinden ibaret değildi. Bu adımlar, bir coğrafyanın yürümesi, dünya tarihinin yeniden yazılması anlamına geliyor ve bu adımlara bakarak birçok millet de üzerindeki toprağı silkeleyip tarihi mevzilerde yerlerini almaya hazırlanıyordu.

Bu yürüyüşü durdurmak için her şey yapılacaktı elbet ve yapılıyor da. Bu coğrafyada yaşamak, böyle bir kaderi mecbur kılıyor bize.

Coğrafyamız yanıyor

Yine sıcak günler yaşıyor coğrafyamız. Bu sıcaklık, bizi de ısıtıyor kuşkusuz. Üstelik de, hiçbir şey asla göründüğü gibi değil. Perdenin önünde nazik cümleler ve dostluk beyanları havada uçuşurken perde arkasındaysa vekiller aracılığıyla yürütülen bir savaş var. Ortalık toz duman ve her şey sıcağı sıcağına yaşandığı için olaylara dıştan bakıp neler olup bittiğini anlamaktan da mahrumuz. Bildiğimiz tek şey, önemli bir kavşaktayız ve zor zamanlar yaşıyoruz.

Bulunduğumuz kavşakta şimdiye kadar nelerin olduğunu ve bundan sonra ne olabileceğini, SETA Dış Politika Araştırmaları Direktörü Ufuk Ulutaş’ın ağzından dinledik.

Ufuk Ulutaş, Suriye olaylarının başlangıcından günümüze uzanan zaman diliminde bölgede nelerin olduğunu ve Türkiye’nin bölgedeki konumunu, imkânlarını ve zaaflarını anlattı bizlere.

Türkiye Suriye’de ne yapmak istiyor

“Suriye konusu ‘Türkiye Suriye’de ne yapmaya çalışıyor?’  sorusu eşliğinde anlamlıdır. Doğrusu, bu konuda kafalar biraz karışık. 2011 Martında Suriye’de olaylar başladı. O zamandan bu yana Türkiye neler yaptı, nasıl davrandı, önce bunu anlamalıyız.” diyerek sözlerine başladı Ufuk Ulutaş. Sonra da Suriye olayları ve Türkiye’nin bu olaylarla ilgili politikalarını anlatmaya başladı.

Ufuk Ulutaş, Suriye olaylarının bir anda yangın gibi bölgeyi sardığını şu sözlerle anlattı: “Suriye’de olaylar Mart 2011’de birdenbire başladı. Orada savaşan iki halk yok. Orada bir iç savaş var. Olaylar, birkaç ay içinde ilginç bir hal aldı ve bu zaman zarfında Suriye konusu, Suriye’nin çözebileceği bir sorun olmaktan çıkıp devletler adına vekalet savaşları mahiyeti kazandı. Bunu fiilen başlatan ülke de, Esed’in daveti üzerine Suriye’ye giren İran’dır. İran orada askerleri ve kurmaylarıyla var. Yani savaşa askeri olarak müdahil durumda.”

Türkiye’nin tavrı neydi

Türkiye’nin olaylar başladığı anda aktif olarak olayların içinde yer aldığını belirten Ufuk Ulutaş, bunu şu sözlerle anlattı: “Bu olaylar olurken Türkiye Esed’i reform yapması konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Türkiye’nin bu çabaları eylül ayına kadar sürdü ama sonuç alınamadı. Fakat aradan geçen zaman zarfında birçok ülke de Suriye olaylarına müdahil oldu ve her şey daha da karıştı. Bu müdahaleler yazık ki Türkiye’nin hareket alanını daralttı. Sürece baktığımızda Türkiye’nin süreci üç farklı düzlemde yürüttüğünü görürüz. Bunları yüzdelik dilim üzerinden ifade ederek şöyle anlatabiliriz: 1. İnsani düzlem: Türkiye, 2011 yılından itibaren kapılarını Suriyelilere açtı ve onlara gerçekten de mükemmel derecede ev sahipliği yaptı. Bu düzlem, Türkiye’nin % 60 oranında ağırlık verdiği düzlem oldu. 2. Siyasi düzlem: Türkiye, önce ikili görüşmelerle soruna müdahale etti. Kendisi çözüm bulamayınca da olayı BM gündemine taşıdı. Bundan da sonuç alamayınca, Suriyeli muhaliflere destek verdi, muhalefetin merkezi oldu uzun süre.  Ama Türkiye, muhalefeti yönlendirip organize etmek yerine onları serbest bıraktı. Oysa muhalefet, normal şartlarda bir araya gelemeyecek gruplardan oluşuyordu ve muhalafetin ‘muhalefet etmek’ gibi bir siyasi kültürü de yoktu. Türkiye onlara buyruk verip yönlendiremediği için de muhalefet çözülüp dağıldı. Bu, Türkiye’nin en önemli yanlışlarından biriydi aslında. Türkiye, muhalefeti bir arada tutup yönlendirmeliydi. Bu düzlem, Türkiye’nin politikalarında % 30’a tekabül eder. 3. Askeri düzlem: İran’ın % 90, Türkiye’nin ise % 10 ağırlık verdiği düzlemdir. Türkiye ‘Suriye’nin Dostları’ adı verilen ve ABD’nin öncülük ettiği bir grubun üyesidir. Bu grup, on bir üyeden oluşur. Türkiye, bu gurubun çizdiği çerçeve politikalara uymaktadır. Ama işin garibi şu ki, bu grubun politikaları, Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Mesela Türkiye ‘Uçuşa Yasak Bölge’ ve ‘Güvenli Bölge’ konusunda haklı olarak ısrarcıdır ama ABD net olarak bunlara karşıdır. Sonunda ABD’nin dedikleri olmakta ve bu da Türkiye’nin bedel ödemesine yol açmaktadır. Özellikle İran ve Suriye’nin askeri hamleleri Türkiye’yi zora sokmakta, alanını daraltmaktadır. Mesela şu an Türkiye, Suriye içine uçak kaldıramamaktadır. Biliniyor ki Türkiye uçak kaldırsa, Rus uçakları onları vuracak. Sonuca ve tarihe bakıldığında, sahada fiilen var olanların masada da söz sahibi olduğunu görüyoruz. Şu an Türkiye sahada değil ama mesela İran, askerinden generaline kadar ta en baştan beri sahada yer almaktadır. Şu anda Türkiye, fiilen sahada olan aktörler tarafından hızla masanın dışına itilmektedir.”

Muhaliflerin organizasyonu şart

Türkiye’den yardım bekleyen ama umdukları yardımı bir türlü alamayan muhaliflerin durumunu ve bu durumun sonuçlarını da şu sözlerle anlattı Ufuk Ulutaş: “Suriye’de Esed güçleriyle savaşan ve Türkiye’ye sempati duyan muhalifler, Türkiye’den yardım umdular ama umdukları yardımı alamadılar. İmaknsızlıklardan dolayı da mevzilerden çekildiler. Onların çekildikleri yerleri de İran, Suriye gibi devletler YPG’ye teslim etti. DAEŞ ile savaşmak üzere bölgeye geldiğini söyleyen herkes, bir şekilde PYD-YPG’yi kollamaya ve onlara alan kazandırmaya devam ediyor. Onların alan kazanması ise, Türkiye’nin daha da zora girmesi demek. Zaten Türkiye bu zorluğu içerde PKK kalkışmaları, dışarıda da çeşitli vekil örgütlerin ve ayrıca Rusya-İran’ın baskısıyla yaşıyor.

Ne yapmalı

’Türkiye ne yapmalı?’ sorusuna da cevapları vardı Ufuk Ulutaş’ın. Bu düşünceleri şöyle özetleyerek sohbetini bitirdi Ulutaş: “Türkiye’nin Suriye politikası doğru ve haklı bir politika ama uygulamada sorunlar olduğunu da kabul etmek gerek. Şu an durum iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Türkiye bedel ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Daha da ödeyecek. Bunu azaltmak için yapılacak şeyler var, onlar yapılmalı, diye düşünüyorum. Mesela Türkiye artık otoritesini kullanıp muhalif grupları bir araya getirmeli ve onları yönlendirmeli. Bunun dışında, çıkarına uygun hareket eden grupları desteklemeli. Özellikle de PKK-YPG karşıtı örgütlerle yakınlaşıp sıkı ilişkiler içine girerek onları desteklemeli. Artık millileşen ve güçlenen istihbaratımız, Suriye içinde sonuç alıcı operasyonlar yapmalı. En önemlisi de, Türkiye’ye yakın muhalifleri yerden havaya ateş imkanı olan silahlarla donatmayı başarabilmeli. Bu hamleler, her ne kadar her şey karmakarışık bir hal almış olsa da, gidişatın seyrini değiştirecek hamlelerdir ve Türkiye bir şekilde bunları yapabilmelidir. Çünkü İran, Rusya gibi ülkeler sahada fiilen varlar ve onların hamleleri Türkiye zarar vermeye devam etmektedir. Bu hamleler ve sonrasında yapılacak diğer akıllıca hamlelerle Türkiye elini çok güçlendirebilir ki ülke olarak hepimizin arzusu da budur.”

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir