Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Orhan Miroğlu Çözüm Sürecini Anlattı
1062 defa okundu
06 Mart 2015 Cuma - 20:00
A1
A2
A3
A4
Orhan Miroğlu Çözüm Sürecini Anlattı

Orhan Miroğlu Çözüm Sürecini Anlattı

BİRLİK VAKFINDA ÇÖZÜM SÜRECİ KONUŞULDU

Orhan Miroğlu, Türkiye’nin sancılı yakın tarihini en iyi bilen isimlerden biri. Doğup büyüdüğü yer olan Mardin ve Mardin’in de içinde yer aldığı coğrafyanın acılı yakın tarihi, onu olaylara karşı hassas kılmış, daha küçük yaşlarda ülke sorunlarına kafa yormasına yol açmış.

Orhan Miroğlu, şu an ülkemizin yaşadığı kara günlerden çıkışın dönüm noktası olarak gördüğü Çözüm Süreci’ni anlatmak için Birlik Vakfı Bursa Şubesinin Cuma Meclisine konuk oldu, güncel olaylara dair sohbet etti.

Orhan Miroğlu, Türk-Kürt ilişkilerini insan hakları ekseninde ele aldığı sohbetinde, Türk-Kürt ilişkilerinin tarihi seyrine de bir ayna tutarak hafıza tazeledi aynı zamanda. Sözlerine “Bilindiği gibi, Çözüm Süreciyle ilgili çok önemli gelişmeler oldu. Aslında bu Sürecin arkasında uzun bir geçmiş var; acılar var, sürgünler var. Ben de, dedesi bu sürgünlerden nasibini almış biriyim.” diye başladı ve sonra da Türk-Kürt ilişkilerinin tarihi seyrine dair sözlerle sohbetine devam etti.

İran’a karşı Türk-Kürt kardeşliği

Orhan Miroğlu, her ne kadar yakın zamanda yaşanan acılardan ötürü tüm tarihimizin acı dolu olduğu sanılsa da, aslında bu acı dolu tarihin yakın zamana ait olduğu belirterek geçmişin panoramasını şu sözlerle aktardı: “1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in Kürtlerle ittifak yaparak İran’ı yenmesi, Türk-Kürt kardeşliğinin başlama tarihi olarak kabul edilebilir. Bu kardeşlik, Osmanlı parçalanmaya yüz tuttuğunda ortaya çıkan milliyetçilik akımları güç kazanıncaya kadar da devam etmiştir. Osmanlıyı bir arada tutan ümmet bilinci, yerini uluslaşma düşüncesine bırakınca, Kürtler de bundan etkilendi.”

Osmanlı yıkılırken 

Orhan Miroğlu, koskoca bir imparatorluğun çökmesinin de kolay olmadığını, bu sürecin ayaklanmalarla, sancılarla dolu olduğunu şu sözlerle anlattı:”Osmanlı parçalanır ve cumhuriyet kurulurken bir sürü ayaklanma oldu. Bu ayaklanmalar da kanla bastırıldı. Bazı etnik unsurlar, ülkeden göç etti. Kürtler göçmeyip bu coğrafyada yaşamayı yeğledi. “

Cumhuriyet dönemi Kürt politikası

Mustafa Kemal’in daha Samsun’a çıkmazdan önce Kürt beyleriyle arasını iyi tutup onlarla iyi geçinmek şeklinde bir politika izlediğinin altını çizen Orhan Miroğlu, bu dönemi şöyle anlattı: “ Şeyh Sait isyanına kadar olan dönemde, özellikle Mustafa Kemal’in Kürt beyleriyle arası çok iyiydi. Hatta Erzurum ve Sivas kongrelerinde Kürt aşiretleri koruma görevi bile üstlenmişlerdi. Ama Kürtler arasında uluslaşma süreci de başlıyordu bir yandan da. Bu amaçla İstanbul merkezli Kürt Teali Cemiyeti kurulmuştu ve bu cemiyet yayılıyordu. Kürt beyleriyle arasını her zaman iyi tutan Mustafa Kemal, bir yandan da ordu merkezlerine Kürt Teali Cemiyeti hareketine karşı müteyakkız olunması gerektiğiyle ilgili telgraflar gönderiyordu. Yani, hep bir ihtiyat vardı.”

Lozan’ın tek kaybedeni

Lozan’ın Kürtler için bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Miroğlu, Lozan’da herkesin bir şeyler kazanırken tek kaybedenin Kürtler olduğu gerçeğinin altını çizdi. Bu da yetmezmiş gibi, Cumhuriyetin kurucu kadrosunun 1924 yılında Kürtçeyi yasaklayarak Kürt inkar politikasını resmen başlattığını söyleyen Miroğlu, bu kadronun birkaç sene sonra da Osmanlıcayı da yasakladığını ifade etti. Bu yasakların, Türkiye için sancılı bir sürecin başlangıcı olduğunu söyleyen Miroğlu, sözlerine şöyle devam etti: “1924 yılında Kürt inkâr süreci başlayınca, Kürt isyanları da başladı. Bu isyan süreci, Çözüm Süreci adını verdiğimiz sürecin yaşandığı bu yakın döneme kadar devam etti.”

Kürtler ve sol siyaset

Orhan Miroğlu, çok partili hayatın başlamasıyla birlikte Kürt hareketinin kendini siyasi arenada ifade etme isteğinin de ortaya çıktığını söyleyerek o dönemi şöyle anlattı:” Çok partili hayatın başlamasıyla birlikte, Kürt hareketi kendini sol siyasetin içinde ifade etmeye çalıştı. Ama kabul etmeli ki, Kürt hareketi kendini sol hareket içinde ifade etme imkânı bulamadı. Sonraki süreçte Kürt aydınları dernekler ve dergiler aracılığıyla örgütlenmeye başladılar. Bu aşamada hep barışçıydılar ve silahlı hareketten uzak durdular. 1977 seçimlerinde ise bağımsız adaylarla siyasete girdiler ve bölgede önemli kazanımlar elde ettiler. Ama bu kazanımlar devleti de düşündürttü ve devlet bu yıllardan itibaren Kürt hareketine karşı ne yapacağını düşünmeye başladı.”

Faili meçhullerle büyüyen bir kuşak

Kürt hareketinin siyasi arenada güçlü bir şekilde yer almaya başlamasıyla birlikte bölgede faili meçhul cinayetlerin ortaya çıkmaya başladığını söyleyen Miroğlu, sözlerine şöyle devam etti: Kürtlerin bağımsız adaylarla siyasette yer alıp özellikle belediye başkanlıklarını kazanmaları, bir yerleri harekete geçirdi. Bu aşamada bölgede faili meçhul cinayetler başladı. Bu cinayetler dikkat çekici bir hal alınca da Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana, zamanın başbakanı Süleyman Demirel’den randevu alarak faili meçhuller konusunun araştırılmasını ister. Devletin konuyu araştıracağı sözünü veren Demirel, bu konuda bilinen hiçbir şey yapmaz. Bölgede tansiyon günden güne yükselir. O yıllarda bölgede birçok dernek kurulur ama hepsi de hakların demokratik yöntemlerle kazanılmasından yanadır. Sadece Abdullah Öcalan ve arkadaşlarının kurduğu bir hareket silahlı mücadeleden bahseder ama bu hareketin de uzun süre taraftarı olmaz. Fakat faili meçhullerin artması, bu harekete karşı ilgiyi artırır. Faili meçhuller ve faili meçhulleri protesto eylemleri, PKK’nın güçlenmesine yol açar. Bir de 12 Eylül darbesinden sonra Kürt aydınlarının cezaevlerine tıkılıp burada işkenceye maruz kalmaları, PKK’ya hiç ummadığı gücü kazandıran olaylardır.”

Çözüm Süreci satın alındı 

Orhan Miroğlu, günümüze gelinceye kadar bu sancılı süreci çözme iradesi sergileyen siyasilerin olduğunu ama onların da çeşitli şekillerde engellendiğini, bunların arasında özellikle Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’ı anmak gerektiğini özellikle söyledi. Daha sonra Orhan Miroğlu, bu sorunu çözmek için en güçlü iradenin Tayyip Erdoğan tarafından 2005 yılında Diyarbakır’da “Bu mesele, benim meselemdir.” cümlesiyle sergilendiğini ifade etti. Orhan Miroğlu, sorunun çözümü yönünde ne zaman güçlü bir irade ortaya konsa, mutlaka bu süreci provoke edecek olayların da eşzamanlı olarak ortaya çıktığına dikkat çekti. Bu hükümet zamanında başlayan sürecin de Oslo ihanetiyle sarsıldığını ama yine de kararlılıkla devam ettiğini söyleyen Miroğlu, Öcalan’ın silahları bırakma çağrısıyla ve hükümetin de kararlı duruşuyla sorunun çözülmesinin mümkün olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

Etiketler : birlik, vakfi, cuma, meclisi, orhan, miroğlu,

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir