Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Vakfımızda, Madde Bağımlılığı ve Gençlik Konuşuldu
1810 defa okundu
17 Nisan 2015 Cuma - 00:00
A1
A2
A3
A4
Vakfımızda, Madde Bağımlılığı ve Gençlik Konuşuldu

Üzülerek belirtelim ki, Uyuşturucu trafiğinde eskiden geçiş yolu olarak kullanılan Ülkemiz uyuşturucu madde satıcılarının hedef ülkesidir artık. Uyuşturucu madde kullanım yaşının 10’a kadar indiği ve madde bağımlısı gençlerin oranının %10’u aştığı çok vahim bir durum yaşıyoruz. En can acıtan konulardan birisi olan Madde Bağımlılığı konusunu anlatması için Cuma Meclisine bu hafta misafir olarak İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi Yar. Doç. Dr. Ömer Miraç Yaman Hocayı davet ettik.. Son 6 yılını madde bağımlısı gençler ve onları bu yola iten sebepleri araştırmak ve gençleri bu yoldan kurtarmanın çareleri üzerine kafa yoran değerli bir akademisyen Ömer Hoca… Adına apaçi, madde bağımlısı denen bu gençlerin içinde 5-6 yıl yaşamış biri olarak, hayat hikayelerini anlatacak, onlar hayatı, dünyayı, olayları nasıl görüyorlar ve nasıl anlıyorlar, anlatmaya çalışacağım diye sözlerine başladı.

Dünya'da ve Türkiye'de Madde Bağımlısı - Apaçi Gençlik İsminin Tarihi Seyri​

Apaçi, madde bağımlısı gençlerin düşünce olarak tarihi açıdan ne zamandan beri var olduğunu veya konuşulduğunu bilmemiz gerekir diyerek sözlerini şöyle sürdürdü.  Apaçi kavramı ilk defa 1850 de Fransa’da ‘’medeniyete’’,  karşı çıkan, barbarca davranan, cani ruhlu, kötülüğe meyyal kimseler için kullanıldı. Ama Apaçi tabirinin kullanılması özellikle 1900’lü yılların başından itibaren makineleşmenin, sanayileşmenin başlayıp, insanların fabrikalarda çalışmak üzere köylerden, kasabalardan Paris’in özellikle banliyölerine, kenar mahallelerine yerleştiği döneme denk gelir. Köyden bu gecekondu bölgelerine gelip, yerleşen insanlar arsında, jargonu farklı, kıyafeti, hareketleri, konuşmaları, giyimleri farklı gençlerin türediğini görüyoruz. Bu gençler Paris’in ‘’kültürlü, görgülü’’ insanları tarafından dışlanıyor ve toplumun bunlardan kurtulması gerektiği konuşulmaya başlanıyor. 1. Dünya savaşına cepheye ilk sürülen gençlerde bu insanlar arasından seçiliyor. Bu noktada ilginç olan bir hususu belirtmem gerekiyor, 1920’lerde Avrupa ve Çin’de henüz kullanılmıyorken Fransa’da kullanılan bu kavram eş zamanlı olarak Türkiye’de de kullanılmaya başlanıyor. O dönemde Padişahlar kültürel transfer için Türkiye’deki’’Aydın ve Kültürlü’’  entelektüel insanları Fransa’ya, özellikle de Paris’e gönderiyordu. Peyami Safa, Ahmet Haşim gibi ismini yakından bildiğimiz yazarlar Paris’te kentin ortasında huzursuzluk çıkaran, düzeni bozan bu insanları görüyorlar ve 5-10 sene sonra İstanbul’a döndüklerinde, İstanbul’da nüfusu 500.000 den 1.000.000 açıkaran Kafkaslardan, Baklanlardan, Afrika’dan, Orta doğudan göç eden insanların olduğu bir İstanbul’la karşılaşıyorlar. Göçle gelen bu insanlar zamanla işsizlikle ve savaşın getirdikleri bir takım sıkıntıyla karşılaştıklarında şehirde bir takım sorunlar, huzursuzluklar çıkarmaya başlıyorlar. Bu yazarlar bu dönemde yazdıkları romanlarında göçle gelmiş ve bir takım sıkıntılar ve travmalar yaşayan bu gençler için ilk defa APAŞ kavramını kullanmaya başlıyorlar.

Türkiye’de ise tarihsel olarak, 1950-60 dönemi ile 1980-90 döneminin iyi takip edilmesi gerekir. 1950-60 arasında Anadolu’nun her bölgesinden sırf daha iyi şartlarda yaşamak, bazı maddi imkanlara sahip olup yeniden toprağına dönmek maksadıyla köylerden, kasabalardan insanlar batıya, para kazanabilecekleri yerlere yoğun bir şekilde göç etmişlerdir. Ama bu insanlar kendilerini bir anda geldikleri yerlerin en süfli ve aşağı işyerlerinin içinde bir işçi olarak buldular. Komi, hademe, bulaşıkçı, temizlikçiler olarak kentin zenginlerinin çocuklarının pisliklerini temizleyen, ücra köşelerde kaçak işler yapan hatta kötü niyetli adamların işçileri olarak buldular kendilerini.. İtilip kakılan, hor görülen, kendilerinden kabul edilmeyen, üst tabakanın ve kentin yerlileri arasına kabul edilmeyen bu insanlar 1970’lerden sonra kentin yerlileri tarafından yeniden tanımlanmaya, kodlanmaya ve isimlendirilmeye başlanırlar. Kıro, maganda, zonta, hırbo, amele, ayı bu tanımlamalardan sadece birkaçı.. 1980 den sonra ise bu göç dalgası artık insanların anarşiden ve huzursuzluktan dolayı istemeyerek, köyleri yakılarak zorla yaptırılan bir göç halini alır. Bu muhacirler zorla göç ettirildikleri için bu sefer geldikleri ve kabul görmedikleri bu kentin yerlilerinden ve kentten intikam almak pozisyonuna gelen bu gençler de artık APAÇİ olarak anılmaktadırlar. Yani Apaçi kimdir diye sorulduğunda biraz rengi esmer, biraz Kürt, kentin genel havasına uymayan herkes gibi oturup kalkmayan, konuşmayan, yemesini-içmesini bilmeyen, yoksul insanlar anlaşılmaya başlanmıştır. Şu anda bu kodlamayla anılan 1.000.000 genç var. Bu gençlerin hiçbiri kendilerini kentin yerlilerinin tanımladıkları gibi tanımlamıyorlar ve kendilerine Apaçi demiyorlar. Ben bu gençlerle 4 yıldan beri beraberim ve hikayelerini dinliyorum. İstanbul’un 7 göç ilçesinde: Esenler, Bağcılar, Esen yurt, Güngören, Gazi Osman paşa, Sultanbeyli ve Ümraniye’de 2 yıl boyunca bu gençlerle birebir görüşmeler gerçekleştirdim. En çok muhatap oldukları insanlarla temas kurdum. Bu semtlerde çalışan otobüs ve minibüs şoförleriyle görüştüm, bu bölgelerdeki en sorunlu okulların rehber öğretmenleriyle görüştük, senede en az bir defa görüştükleri çocuk şube amirleriyle görüştüm, madde satan torbacılarla, kendilerine dövme yapanlarla, bodrum altı kafelerin sahipleriyle, doğan ve şahin marka araba kiraya veren rent a car sahipleri ve kiralayan gençlerle, değişik saç tıraşı yaptırdıkları kuaförlerle, giydikleri değişik-değişik elbiseleri satan yerlerle tek tek görüştüm, gençlerle daha yüz yüze görüşmeden onları tanımaya çalıştım. Bu aşamadan sonra  gittikleri mekanlarda  gençlerle hep temas kurmaya  ve onlarla birebir arkadaşlık yapmaya çalıştım. Gittikleri kafelerde sabah 8 den akşama kadar onlarla oturup kalkmaya çalıştım. Bütün hallerini izlemeye çalıştım. Madde kullanırlarken, hırsızlığa giderken, kavga ederlerken, madde satarlarken, asker uğurlamaya giderlerken hep izledim. İlişkilerimiz hala devam etmektedir. Yaklaşık halen görüştüğüm 1000 kadar apaçi var. Bunların hepsini kaleme aldım. Yaklaşık 60 başlık altında 500 sayfalık bir metin ortaya çıktı.

Bu gençlerin hepsinin 4 ortak yanı var. Toplumda kimisi ayrım gördü dışlandı, kimisi gurbet acısıyla göç travması yaşıyor, kimisinin babası yok aile parçalanması yaşıyor, kimisi de sevgilisi onu terk etmiş ergenlik sorunu yaşıyor.

Maddeyle Nasıl Tanışıyorlar?

Madde kullanan tanıştığım bütün gençler sigara kullanıyor. Lise öğrencilerinin %50'si sigara kullanıyor. İçki kullananlar %30-35. Madde bağımlıları %8. Gençlerin sigaradan sonra en çok kullandıkları madde esrar, sonra ecstasy. Ecstasy bir içimliği 8-10 liradır ve en az 2 saat beyni uyuşturur. Ecstasynin en kötü tarafı psikolojik bağımlılık yapmasıdır.  Ecstasynin bir üstünde en çok kullanılan madde Bonzaidir. Bonzainin Türkiye’ye girişi 4-5 senedir ve Çin’den gelir. En kötü tarafı bir litre bonzaiden 300.000 paket üretilebilir olmasıdır. Bonzanin piyasada 400 çeşidi var. Bir bonzai kullanıcısı günde 50-60 liralık bonzai kullanmak zorundadır. Parası yoksa bu genç ya hırsızlık yapmak yada torbacılık yapmak zorundadır. Bu yüzden her kullanıcı bir müddet sonra torbacı-satıcı olmak zorundadır.

Uyuşturucu trafiğinde siyasi istikrarsızlığın doğrudan ilişkisi vardır. Uyuşturucunun Türkiye’ye ilk girişi 90-96 arasındaki siyasi istikrarsızlığın zirvede olduğu dönemdir. İkinci en önemli dönem ise 2010-2011 yılları. Cumhurbaşkanlığının seçimi kaosu yaşandığı günlerde otoritenin zayıfladığı o dönemdir. 1980 sonrası derneklerin vakıfların kapatılıp gençlerle uğraşan sivil toplum kuruluşları ortadan kalkınca gençler boşlukta kaldı ve bu boşluk uyuşturucu satıcıları tarafından doldurulup gençler uyuşturucuya alıştırıldığı gerçeğinin de mutlaka bilinmesi gerekir.

Gençler Neden Uyuşturucuya Başlıyor?

İlk sebep çocuklar ve anne-babalar arasında iletişim yok. Akılsız akıllı telefon, bilgisayar, televizyon evlat ve ebeveyn arasındaki bağı koparmış durumdadır. Derin bir yalnızlık yaşamaktayız. İlişkim olan bütün gençlerde anne-baba ilgisizliği, muhabbet yani sevgi eksikliği, halleşememek, iletişim kuramamak krizin birinci sebebi ve başlangıç noktası. İkinci sebep de şudur: İstanbul’un 20 değişik bölgesinde rehber öğretmenlerle gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde şu durumu tesbit ettik. Madde bağımlılığıyla eğitimden kopuş arasında birebir ilişki var. Eğitimden kopan genç sokakta uyuşturucunun kucağına atılıyor. Üniversiteyi kazanan bir genç hayata bir yerden tutunduğunu bildiği için genç kendisini uyuşturucudan uzak tutuyor. Eğitimden uzaklaşıp hizmet sektörünün herhangi bir yerinde çalışan gençler içinde bulundukları olumsuzlukların kurbanları olarak problemlerin acısını hafifletecek bir bataklığa saplanıveriyorlar. Burada eğitimcilere, idarecilere çok iş düşmektedir.

Gençler ergenlik dönemlerinde 14-20 yaş arası anne-babaya kulaklarını kapatıyorlar. Bu dönemde okuyan gençlere abla-abi, yol gösterecek rehber lazım. Bulamadığı zaman bu topluma madde bağımlısı olarak geri dönüyor. Bu noktada da 1980 sonrası kapatılan dernek ve vakıfların eksikliği çok açık olarak hissedilmektedir. Olumlu rol modellerin yokluğu anne-babaya kulağını tıkayan gençleri olumsuz rol-modellerin kucağına itmektedir.

Madde Kullanan Genç Nasıl Farkedilir?

Bir gencin uyuşturucu kullandığının belirtisi şunlardır. Gözleri kızarır, süratli bir şekilde zayıflarlar, uykusuzluk, ağızda yaralar oluşur, diş çürümeleri ve dökülmeleri olur, evde babanın cebinden para  ve eşyalar kaybolmaya başlar (eşya çalıp satar uyuşturucu almak için)

Yapılan şeyler genellikle şunlardır. Ailenin nasihatı sonuç vermezse dayak ve tehdide başvuruyorlar ki hiç faydası yoktur. Çalma, sen alma biz verelim metodununda faydası çok görülmemiştir, en son olarak da amatem’e, çematem’e götürülüyorlar ki, genellikle bu vakalarda artık iş işten geçmiş oluyor. Bu konuda aile-okul-olumlu rolmodellerle bir arada yürütülmesi gereken süreklilik isteyen, fedakarlık isteyen bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Çocuklarla 7 yaşından sonra aile meclisinde söz hakkı, hesap sorma hakkı verilmeli, çocukla mümkünse hayatın tamamı paylaşılmalı. Yalnızlık hissetmesinin önüne geçilmeli, dışarıya kendisini atma duygusu yaşatılmamalı. Bu sağlanırsa çocuk ergenlik döneminde anne-babaya kulağını kapatıp dışarıya yönelmez. Halleşmek, sevgiyi hissettirmek çok önemli.

Konuşmacı zaman-zaman ses ve görüntü kayıtlarını dinleyicilerle paylaşarak konuşmasını sonuçlandırdı. Vakıf Başkanı Mustafa Bayraktar misafirimize Vakfın plâketini takdim etti. Vakıf olarak değerli hocamıza davetimize icabet ettiği için şükranlarımızı arz ediyoruz. Cenab-ı Hakk yardımcısı olsun inşallah..

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir