Çekirge Mah. 1. Murat Cad. No: 13, 16265 Osmangazi/Bursa
bilgi@bursabirlikvakfi.org
-
Yaşayan Değerlerimiz 2017 Şükran Plaketi Programı
478 defa okundu
30 Mayıs 2018 Çarşamba - 19:10
A1
A2
A3
A4
Yaşayan Değerlerimiz 2017 Şükran Plaketi Programı

Vakfımız, toplumda zayıflayan vefa duygusunu tekrar gündeme getirme adına dokuz yıldan beri yaşayan değerleri 'İlme hizmet, Kur’an’a hizmet ve topluma hizmet' başlıklı üç farklı kategoride anıyor. Bu sene ilgili kategorilerde Hasan Hüseyin Dinçel, Prof. Dr. Süreyya Beyzadeoğlu ve Mehmet Mollaoğlu’na plaketleri verildi.

Habere Ait Resimlerini Görmek İçin Tıklayınız

Bizler Müslümanız ve dünyayı mamur etme iddiası olan hak dinin mensubuyuz. İddiamız bizi sorumlu kılmaktadır aynı zamanda. Bu sorumluluğu hem birey olarak hem de toplum olarak hissetmeliyiz. Hissetmeliyiz ki bu iddia vücut bulsun.

İddia denilen şey, sadece sözden ibaret değil sonuçta. Söz, meydana çıkmanın ilk şartıdır, evet. Ama sonrasında bu sözün içinin eylemle dolması ve bu eylemlerin sözle tutarlılık göstermesi şarttır.

Bu yapılamazsa eğer, ya iddiamızda bir eksiklik var demektir ya da bizde. İddiamızda bir eksiklik olmadığını düşman da teslim ediyor. O halde?

Geçen haftaki sohbetinde Doç. Dr. Kemal Ataman çok önemli bir şey söylemişti. Bunu bir kez daha hatırlamakta yarar var: “Batı toplumlarında kişiler arası güven % 60 ortalamasındayken Müslüman toplumlarda bu oran % 6-11 arasındadır.” “Emin” sıfatını taşıması gereken Müslüman toplumlar böyle olmamalıydı. Müslümanların hal-i pür-melali denen şey bu olsa gerek.

Akif Emre’yi yalnızlaştıran neydi?

Vefa ve kadir kıymet bilme konusunda nerede durduğumuzu ise ümmetin vicdanı sıfatını rahatça yakıştırabileceğim merhum Akif Emre konusunda yakından gözlemledik. Akif Emre, bir dava delisi mümin olarak kaldıkça yalnızlaştı, yalnızlaştı ve sonunda yalnız bir şekilde Rahman’a iltica etti. Derdi ve yetenekleri Akif Emre’nin çok çok azı olan insanların bile şu dünya üzerinde elde ettikleri zahiri itibar ve zahiri kazanımlara bakmak, durduğumuz yerin neresi olduğunu gösterir bize.

Güzellikleri çoğaltmalıyız

Birlik Vakfı Bursa Şubesi, farklı ve güzel bir şey yapıyor bu anlamda. Toplumda zayıflayan vefa duygusunu tekrar gündeme getirme adına dokuz yıldan beri değerlerimizi yaşarken anıyor.

Vakıf, bu sene de geleneği bozmadı ve 26 Mayıs Cuma gecesi yaşayan değerler anıldı. Yaşayan değerler “İlme hizmet, Kur’an’a hizmet ve topluma hizmet” başlıklı üç farklı kategoride anılıyor. Bu seneki yaşayan değerlerimiz Kur’an-ı Kerim’e Hizmet Dalı’nda Hasan Hüseyin Dinçel, ilme Hizmet Dalı’nda Prof. Dr. Süreyya Beyzadeoğlu ve Topluma Hizmet Dalı’nda Mehmet Mollaoğlu’na plaketleri verildi.

Kalabalık bir seyirci topluluğunun katıldığı vefa programı, okumak için Orta Afrika Cumhuriyeti’nden Türkiye’ye gelmiş olan Muhammed Nur adlı teni siyah, kalbi nurlu bir üniversite öğrencisinin Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

15 Temmuz süreci bizi birbirimize küstürmemeli

Selamlama konuşmasını yapan Birlik Vakfı Bursa Şubesi başkanı Mustafa Bayraktar, dünyada ve Türkiye’de her ne yaşanırsa yaşansın sivil toplum örgütlerinin insana dokunan çalışmalarının sürmesi gerektiğini şu sözlerle anlattı: “Geçen seneki Yaşayan Değerlerimiz de mayıstaydı. Sonraki aylarda hepimizi derinden sarsan bir 15 Temmuz süreci yaşadık. Şunu söylemekten kaçınmamalıyız: 15 Temmuz’u yapanlar bizim aramızdan çıktı. Onlar, doğrudan veya dolaylı bir şekilde bizim aramızda örgütlendi, bizim aramızda güç buldu. İçimizden bazıları belki onları destekledi, bazıları belki görmezden geldi. Ama ne olduysa oldu, sonunda hepimizi derinden sarsan, insana bakışımızı, topluma bakışımızı etkileyen bu olay yaşandı. Hepimiz derinden sarsıldık ama bu sarsıntının bize zarar vermesine izin vermemeliyiz. Kendimizi bir an önce toparlamalıyız. İçimizden böyle hainler çıktı diye sivil toplum örgütlerinin çalışmaları hız kesmemeli. Sadece daha basiretli, daha dikkatli ve daha cesur olmalıyız. Vakıf olarak biz yılmadık ve öğrenci burslarından aşevine kadar geniş bir yelpazede çalışmaya devam ediyoruz.”

Kardeşlik iklimini yeniden dokumalıyız

Mustafa Bayraktar, inancımızı hayatımıza aktarma konusunda geçmişle günümüzü de karşılaştırdı konuşmasında. Aynı yurtta kalıp oda arkadaşlığı yaptığı merhum Akif Emre’nin de içinde bulunduğu 70’li yıllar kuşağındaki kardeşlik ikliminin şimdilerde olmadığını, bu iklimin yeniden hayata geçirilmesinin şart olduğunu söyledi.

Değerlerin yaşarken bilinmesinin ve onları yeni kuşaklarla bir araya getirmenin de hep bu kardeşlik ikliminin yeniden oluşumu için bir adım, bir çaba olduğunu söyleyen Mustafa Bayraktar, o günlere dair anılarını şöyle anlattı: “Vakıf Yurdunda kalıyorduk. Isınma sorunumuz, su sorunumuz, yemek sorunumuz vardı. Rahmetli Metin Yüksel de, o mahallenin garibanlarını toplar, yurtta çıkan yemeği onlara ikram ederdi. Biz yurda biraz geciktiğimizde, yemek bitmiş olurdu. Böyle aç geçen nice gecelerimiz olmuştur. İşte öyle gecelerde, özellikle rahmetli Akif Emre, bir çorbacıya götürüp çorba ikram ederdi. Kimde ne varsa onu kardeş bildiğine ikram ederdi. Böyle zahmetli ama kardeşliğin diz boyu yaşandığı bir dönemdi o dönem.”

Mustafa Bayraktar’ın konuşmasından sonra ödüle değer görülenlerin hayat hikâyelerini anlatan videolar izlendi. Görüldü ki bir insanın toplum katında değer olması gerçekten de kolay değil. Bunun için bin bir fedakarlığa katlanmak gerek.

Nasıl bir hoca olmalı?

İlme Hizmet Dalı’nda ödüle değer görülen Süreyya Beyzadeoğlu, ömrünü ilme ve öğrencilerine adamış bir ilim adamı. İmam hatip lisesinden öğrencisi Mehmet Şenocak, onu anlatırken şu ifadeleri kullandı: “Dersin son beş on dakikasını mutlaka bir beyte ayırır, onu yorumlardı. Biz Fuzuli’yi, Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı, Yahya Kemal’i onunla tanıyıp onun anlatımıyla sevdik. Şu an aklımda kalan edebiyat bilgilerinin, onun bize öğrettikleri olduğunu görüyorum. Okulumuzda bir sene kaldı ama okulumuzun çehresini değiştirdi. Bizlere edebiyat zevki kazandırdığı gibi, yakın dönemin zirve ismi Necip Fazıl’ı da onun ağzından tanıdık. Kazandığımız bir edebiyat zevki varsa bunda Süreyya Hoca’nın payı çoktur.”

Prof. Dr. Bilal Kemikli de onu şu sözlerle tanıttı: “Eski Türk Edebiyatı alanında en yetkin isimlerdendir Süreyya Bey. Şimdi emekli ama ilim adamının emeklisinin olmayacağını biz onun şahsında gördük. Emekli olduktan sonra da bazı üniversitelerde ders verip hocalık sıfatını hiç terk etmediğini biliyoruz. Onu tanımlamak istersek iki şey söylemek gerek: 1. Mesleğine âşık bir ilim ehli, 2. Mütevazı bir insan. Bu aşkla talebe yetiştirmiştir ve o aşk ile de talebeleri üzerinde etkili olmuştur.”

Süreyya Beyzadeoğlu da, “Yahudiler ‘Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma.’ diye bir söz uydurmuştur. Bu söz yanlıştır. Hoca eğer dediklerini yapan bir hocaysa onun ardından gidilir. Üniversite hocalığım zamanında öğrencilerime telefon numaramı verir, onlara yardımcı olmaya çalışırdım. Yöneticilik yaptığım zamanlar da oldu. Ama hiçbirisinde benim bu iyi niyetimi istismar eden kimse olmadı. Hoca, iyi yetişmiş bir hocaysa ve hocalığını da iyi yaparsa öğrenciler de onun peşinden gider, onu istismar etmezler.” sözleriyle meslek ahlakını anlatarak insanlara model olacak hoca profilini sundu.

Kur’an âşığı olmalı

Kur’an’a Hizmet Dalı’nda ödül alan Hasan Hüseyin Dinçel de ömrünü hizmete adayan bir Kur’an âşığı. Ömrü araştırmayla geçmiş bir kitap kurdu aynı zamanda. Kitaplığında bulunan kitapların değeri ölçülemez diyor, onu tanıyanlar. Ama en büyük değeri, yetiştirdiği öğrencileri. 1940 yılında doğan Hasan Hüseyin Dinçel, dinç bir şekilde hâlâ hizmet etmeye devam ediyor.

Öğrencilerinden Salih Kumru, “Hocamız aynı zamanda bir kitap kurdudur. Elinde 200-300 yıllık yüzlerce Arapça, Farsça kitap vardır. Onları dikkatli bir şekilde okur ve arının çeşitli çiçeklerden nektar toplaması gibi, topladığı bu bilgileri sohbetlerde bize aktarırdı.” diye hocasını anlatırken, diğer bir öğrencisi olan Said Kurşun “Hocanın evini bizler taşımıştık tayini çıktığında. Eşyasının üçte ikisi kitaptı.” diyerek bir insanın hoca sıfatını hak etmesi için ne çabalar sarf etmesi gerektiğinin ipuçlarını veriyordu aslında. Hasan Hüseyin Dinçel, eğitip hafız yaptığı öğrencilerle ve toplumla ilgisini koparmadan asude bir ömür sürüyor Bursa’da. Hasan Hüseyin Dinçel’in imamlara yönelik olarak da “İmamların mihrapta kimi temsil ettiklerini iyi bilmesi gerekir. İmamın hem mihrapta hem kürsüde ve hem de sokakta Hazreti Peygamberi temsil ettiğini unutmaması ve buna uygun davranması gerekir.” şeklinde altın değerinde bir öğüdü var.

Topluma hizmet kolay değildir

Topluma Hizmet Dalı’nda ödüle değer görülen Mehmet Mollaoğlu, bir Bulgar göçmeni. Hizmetin nerede nasip olacağının belli olmayacağının canlı örneği. Toplum hizmetini çeşitli STK’larda sürdüren Mehmet Mollaoğlu, İlim Yayma Cemiyeti ve Birlik Vakfı dahil, çeşitli STK’larda görev almış, kendisinden hizmet beklenen her zamanda ve her yerde yüksünmeden hizmete koşmuş. Gittiği her yere de bir dinamizm getirmiş. Isparta Birlik Vakfı’nı kurup başkanlığını yürütürken ilim, sanat ve bürokrasi dünyasından birçok insanı Ispartalılarla buluşturmuş bir değerimiz o.

Ödüllerin takdiminden sonra söz alan Bursa Valisi İzzettin Küçük, son yıllarda artış gösteren kişisel gelişim kitaplarına değinerek, bu kitaplarla insanlara belki birçok şeyin öğretilebileceğini ama iyiliğin öğretilmesinin mümkün olmayacağını, dünyanın ise bu gece aramızda bulunan iyi insanlar sayesinde mamur kılınacağını söyleyerek programa nokta koymuş oldu.

Etiketler :

uyariUyarı: Sitemizde yer alan yazı, haber, makale, video, yorum ve tüm tıbbi bilgiler sadece genel bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler zamanla geçerliliğini kaybedebilir. Sitede yer alan bu bilgiler hiçbir zaman doktor muayenesinin yerini alamaz, doktor muayenesi ve tedavisi yerine kullanılamaz, kişisel teşhis ve tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilemez. Sağlığınızla ilgili durumlarda lütfen uzman bir doktora danışınız. Sitemiz, uzman bir doktora danışılmadan yapılan herhangi bir uygulamadan doğabilecek zarardan sorumlu tutulamaz. Sitemizi ziyaret eden, yorum yapan ve doktorlara soru gönderen kişiler, bu uyarıları kabul etmiş sayılacaktır.

hemen-paylas sayfayı-yazdir